rss
twitter

    30 Aralık 2009 Çarşamba

    ASP.NET'de Flash Eklentisi

    Bazen proje hazırlarken basit olarak gördüğümüz ama önemli ayrıntılar içeren o kadar çok eklenti var ki bunlardan bazılarını sizlerle paylasmak istiyorum. Bunlardan ilki Asp.Net'de flash eklentisi. Asp.Net'de flash eklentisini embed olarak gömerek deniyip başarısız olduğunuz veya zorlandığınız anlar olmuştur. Bunun basit bir yöntemi olarak controller hazırlanmış.

    Buradan indirerek flash controllerı Asp.net in içine ajax kontrolleri gibi ekliyorsunuz. Sonra da flash'ı koymak istediğiniz yere drag and drop yontemi ile kontrolu bırakıp Movieurl den yolunu belli etmeniz yeterli. Işte herşey bu kadar.

    27 Aralık 2009 Pazar

    Tecrübe = Bogdan Tanjevic

    Maç öncesi korktuğum birkaç konu vardı, bunlardan biri Fenerbahçe'nin alan savunmasına karşı ne kadar çok zorlandığı bilinmesine rağmen alan savunmasına geçilmemesi idi, maç boyunca da ne yazık ki Serhat bir numara oynarken bile hiç denemedik. Bir diğer konu ise; Koç tecrubesi. Burak Bıyıktay ilk defa sıfırdan kendi kurduğu bir takım ile sezona başlıyordu.Bu maçta maçın en kritik anlarında Tanjevic'in hamlelerine karşı cevap veremedi. Özellikle son periyot da yaptığı hamleler ne yazık ki yenilgiyi getirdi.

    Besiktas maça Newley'in yokluğunda klasik ilk beşi Chatman-Engin-Muratcan-Baxter-Cevher ile çıktı. Maça iki takımda pota altından oynayarak basladı. Iki takımın da amacı kısıtlı olan uzun rotasyonlarını faul problemlerine sokup ilerliyen dakikalar da oyunu içeriye yığacaklardı. Bunu Besiktas ilk ceyrek de bir nebze olsun başardı. Ilk 3 dakika da Chatman'ı Mrsic ile savunan Fenerbahce, Chatman'ın oyuna direk ısınması ile beklendiği gibi Omer Onan ile savunmaya başladı. Maç da Chatman'ı 2 numarada başlaması da Chatman'ın oyun genelinde direncini düşmemesini sağlayacaktı. Ilk beş dakika geçildiğinde ise Oguz Savas ve Mrsic 2.faulunu alarak kenara geldi Fenerbahce cephesinde Kinsey'in harika hucum performansı ile bir anda skorda öne fırladı.Aynı şekilde Muratcan Guler'de Besiktas adına ust uste buldugu basketleri ile Besiktas'ın skorda öne geçmesini sağladı. Ilk çeyrek bittiğinde oyun temposu ve skor Besiktas'ın istediği gibi devam ediyordu.

    2. çeyrek te ise kalite farkı ortaya cıktı. Gordan Giricek ve Emir Preldzic hamlesi farkın bir anda farkın artmasına sebep oldu. Ozellikle Emir Preldzic'in Fletcher karşısında hucumda önemli katkılar yapması Besiktas'ın pota altı savunmasının bir nebze olsun direncinin dusmesine neden oldu ki o sırada Giricek'in de üst üste basketleri ile skor 38-30 a geldi. Bu fark devrenin sonuna kadar karşılıklı basketlerde devam etti. Ilk yarı sonunda da Fenerbahce'nin 54-45 lik üstünlüğü vardı.

    2.yarı da ise tamamen Tanjevic Show vardı. Maçı resmen hamleleri ile galibiyeti getirdi. Ilk hamle 2.yarının başında geldi. Hücumları Semih Erden üzerinden oynattı bunun başlıca iki nedeni vardı birincisi Rasim veya Preldzic'in Cevher'i dışarı çekerek Baxter'a karşı olan boy avantajı idi. Ve ikincisi ise ilk defa uygulattığı bir hücum sistemi idi 5 dışarda hücum. Semih'i de dışarı çekerek Kinsey gibi veya ara ara Giricek gibi oyuncuların içeriye dalışları bu hücum sistemi oyunun belli bölümleri çok iyi katkı verdi. Fenerbahce ilk beş dakika da hücum da Semih endeksli hücumlar başarılı oldu ve skorda Beşiktaş'ın yaklaşmasına izin vermedi.Ta ki Semih Erden 3.faulunu alana kadar.Semih Erden 3.faulunu alıp oyundan çıkmak zorunda kalınca guardsız oynayan Fenerbahce'ye karşı Beşiktaş 68-67 öne geçmeyi başarıyordu. Ancak 2 milyon euroluk Giricek bireysel kalitesi ile skor da tekrardan takımını öne geçirdi. 3. periyodun sonlarına doğru özellikle Baxter ve Chatman'ın inanılmaz gayretleri ile son bir dakika da oyun psikolojik açıdan da dengelendi. Son bir dakika da Baxter'a çalınan teknik faul takımın düzenini bir nebze olsun bozsa da son periyoda bir sayı farkla 74-73 önde giren taraf Beşiktaş'dı.

    Son çeyrek de Tanjevic'in belki de maçı koparan hamlesi geldi. Belli ki Tanjevic bu maçı kafasında bayağı oynamıştı. 4. periyodun başında Fenerbahce 4 şutor ile sahada idi. Ve bunun da karşılığını kısa sürede aldı skorda 87-79 öne fırladı. Ancak Tanjevic bu hamleleri yaparken Burak Hoca da herkesi şaşırtan hamleler yaptı. Farkın açılması süresince maçın en kritik dakikalarında önce Engin'i ardından da Chatman'ı kenara aldı. Eğer dinlendirmek için aldıysa bunu maçın en kritik dakikalarında yapması kısa ve net bir biçimde yenilgiyi getirdi. Takım tam düzeni oturmuş öne geçmişken takımın en kritik pozisyonunda oynayan ve oyunu çok iyi yönlendiren oyuncuların çıkması takımın ritmini bozdu. Tam o sırada Beşiktaş'ın molası geldi ve mola sonrası Muratcan Güler'in bir blok ve bir top kapması ile oyunda tekrardan dengeyi yakaladık ki Fenerbahce'nin molası geldi. Bu mola sırasında herkes bu savunma direnci ile maçı uzatmaya götürebileceğine hatta galibiyete bir nebze olsun inanmıştı ki ; mola sonrası ilginç biçimde Muratcan Güler'in oyundan çıktığını gördük. Tanjevic'in hamlelerine karşı Burak Bıyıktay'dan önce Engin sonra Chatman şimdi de Muratcan Guler değişikleri hayretler içerisinde bıraktı ki zaten Muratcan değişikliği ile hemen mola sonrası savunduğu kişi Kinsey'in önce bir hucum ribaundı ve gelen üçlük sonra da attığı basket ile son 3 dakika da skor tekrardan 94-83 e geldi. Maçın sonuna doğru da karşılıklı basketlerle 100-92 lik skorla kazanabileceğimiz maçı kaybetmiş olduk. Ve ikinci hedef maçımızdan da yenilgi ile ayrıldık.

    24 Aralık 2009 Perşembe

    Burak Bıyıktay vs. Bogdan Tanjevic || Hucum vs. Savunma



    Bu hafta oynanacak Fenerbahce Ulker - Beşiktas Cola Turka maçı belki de bu sezonun en ilginç maçlarından biri olacak. Fenerbahce'nin cezası bitiyor ve bu sezon ilk seyircili maçına bizim karşımızda çıkıyor. Diğer bir ilk ise Abdi Ipekci Spor Salonunun Kısa Kulvar Avrupa Havuz Şampiyonasından sonra ilk lig maçına kapılarını açıyor olması.

    Abdi Ipekci'de ki mücadele de bir tarafta ligin en az sayı yiyen takımı diğer tarafta ise ligin en skorer takımı karşı karşıya gelecek. Fenerbahce özellikle Telekom maçında da sıkca görüldüğü gibi rakiplerine kolay kolay ikili oyun şansı vermiyor. Bunu aynı zamanda Milli Takım'da da bariz şekilde görmüştük. Bogdan Tanjevic'in savunma sisteminde her zaman kilit oyuncular yer aldı. Milli Takım ilk yıllarda Fatih Solak'ı daha sonraları da Ömer Aşık'ı bu sistemde önemli roller verdi. Ama hafta sonu oynanacak maçta Ömer Aşık'ın olmaması belki de uzun yıllar sonra uzun rotasyonunda Fenerbahce ile başa baş bir mucadele edeceğimiz anlamına geliyor. Şu an için boyalı alanda sadece Oguz Savas ve Semih Erden ile etkili olmaya çalışacaklar. Hem Rasim hem de Preldzic de bu pozisyona ara ara kaysalarda daha cok dışardan oynayan oyuncular olduğundan Cevher Özer karşısında hem savunma da hem hucumda ustunluk sağlayacaklarını dusunmuyorum.

    Ama unutulmaması gereken bişey var o da tüm kısa oyuncuların uzun oyunculara yardıma gitmesidir. Geçen sene final serisinin 3. maçında Efes Pilsen ilk yarı boyunca pota altında üstünlük kuracağına inanıp nerede ise butun oyunları pota altında oynamıştı. Ama ilk yarı bittiğinde Ergin Ataman skorboard'a baktığında o pota altın da üstünlük kurduğun rakibin kısalarının hem savunma da hem de hucumda ki hareketli yardımlaşmalarından ötürü 37-28 lik skorla geride olduğu görüyordu. Ve belki de şampiyonluğu getiren serinin 2-0 dan 4-2'ye gelmesini sağlayan hamleyi gercekleştirdi Ergin Ataman, o da "Içeri de oynayamıyorsak artık dışardan oynanan oyun ve en önemlisi Adam Adama savunmadan vazgecip Alan Savunması gecilmesi." işte bu iki hamle Efes Pilsen'e geçen sezon şampiyonluğu getirdi. Peki bu hamleyi yapan başka bir takım hatırlıyormusun tabi ki Avrupa Basketbol Şampiyonasın da Slovenya takımı idi. Oyun ne zaman sıkışsa hem Efes Pilsen hem de Slovenya Milli Takımı'da Bogdan Tanjevic'in savunma sistemini bu iki hamle ile geçebilmeyi başardı.

    Yavaş yavaş maça geçecek olursak, Beşiktaş adına en kritik oyuncu tabiki Mire Chatman. Istediği zaman karşısında hangi guard olursa olsun çok rahat üstünlük kurabilecek bir oyuncu. Bu sefer karşısında sert savunmalara karşı direnci hemen düşebilen Green olacaktır. Hucumda ise Chatman'ı büyük bir ihtimal Ömer Onan ve Kinsey savunacaktır. Tarrence Kinsey gibi bir oyuncum olsun asla savunma da ve hucum da o pozisyonda endişe etmem. Kinsey çok beğendiğim oyunculardan biridir; savunması da hucumu da hep belli bir çizgide istikrarlı şekilde devam etmekte. Belki de Hido Cleveland'ı elemese idi şu anda Quicken Loans Arena 'da benchden kombinesi ile LeBron James ve Shaq'ı birlikte izliyor olabilirdi. Ama Engin Atsur'un varlığı işte bu nokta önem kazanıyor. Chatman'ın oyundan düştüğü anlarda aynı düzeyde makina işlemeye devam edecektir.

    Fenerbahce özellikle Lonny Baxter'ı ısındırmamak için bazen tam saha baskı bazen ikili yardımlar ile top aldırmamaya çalışacaklardır. Maçın ilk çeyreğinde Baxter eğer gününde olursa ve Oğuz'u faul problemine sokabilirse savunma da Fenerbahce'nin direncini en az 2-3 seviye aşağı indirebilir. Bu nokta da Cevher'e önemli rol düşüyor şahsi kanaatim Cevher'in çoğu pozisyonda dışarıya Semih'i çekmeli çunku Cevher, Semih'e göre bariz biçimde hız avantajı var zaten Semih'in en büyük dezavantajı savunma da ayaklarının yavaşlığı. Bu nedenle maçın başında Cevher ve Baxter, Oğuz ve Semih'e üstüklük kurmamaları için hiçbir neden yok.

    Buyük bir ihtimal iki takımda çift guard sistemi ile oynayacaklardır. Ama çift guard oynamaları iki takım için de farklı nedenlere dayanıyor; Kinsey-Greer veya Mrsic - Omer rotasyonlarını irdelersek neden Fenerbahce'nin en az sayı yiyen takımı olduğu anlayabiliriz. Hem Kinsey hem de Ömer Onan ligimizin en kaliteli dış savunmacıları. Diğer isim ise zaten Sinan Guler. Işte bu oyun sistemi yukarıda ki tez ile uyuşmuyor. Tanjevic'i yenen takımların ortak hamlesi neydi dışardan oynamak işte bu savunma rotasyonu sayesinde Fenerbahce'in yenilgi sayısı sadece iki. Bizim açımızdan değerlendirdiğimizde ise Newley'in yokluğu bu rotasyon içerisinde en büyük eksiklik. Engin - Chatman ikilisi de bence ligimizin en iyi guard ikililerinden biridir. Birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar. Ama Fenerbahce'ye karşı Newley'in yokluğunda Haluk Yıldırım ve ara ara Kerem Ozkan şans bulacaktır. Ikisi de hucumda guvenilir eller degil. Oyun sıkıştığı anlarda eğer ki dışardan bir skorer çıkaramazsak Chatman'ın eline bakmaya başlarız ve korktugumuz basımıza gelir çunku Chatman tek başına Fenerbahce'ye karşı baş edemez.


    Burak Hoca pek zone savunma yaptırmayı sevmiyor. Ama bu maçta özellikle rakibin kaybettiği maçlara da baktığımızda kesinlikle gerekli. Cunku Bogdan Tanjevic cok tecrubeli bir koç eğer maçın başında Baxter ve Cevher ikilisi ile pota altında üstünlük sağlarsak 4 zone 1 adam adama savunmaya geçecektir. Yani Chatman'ı rakip alanda adam adama savunup diğer 4 oyuncuya alan savunması yaptıracaktır. Bunun da bir örneğini gormustuk o da yine Avrupa Basketbol Şampiyonasında Ispanya'ya karşı idi. Gasol kardeşler ve Garbajosa'ya karsı Tanjevic yine tecrubesi ile B planına geçip Rucky Rubio'yu bazen Kerem bazen de Sinan ile adam adama oynatıp diğer 4 oyuncuya alan savunması yaptırmıştı ve bu hamle işe yarayıp bize tarihi bir zafer yaşatmıştı.

    Bogdan Tanjevic bugüne kadar bütün hamlelere karşı bir hamlesi oldu tabi oyuncu kaliteleri baz alınarak ama yenildiği maçlarda tek ortak yan yapılan alan savunmalarına karşı performansları idi. Ikiye Uc alan savunmasına karşı Fenerbahce'nin zorlanacağını dusunuyorum. Cunku ne Semih'in orta mesafe şutu var ne de Oguz Savas'ın pas yeteneği var. Topu içerden yönlendirmek veya Semih'e alan yaratmak pek avantajlarına gelmeyecektir. Işte bu nokta da Preldzic ve Giricek'in gostereceği performans cok onemli. Atarlarsa çok büyük problem olur ama şutlar girmezse onların yavas yavas direnclerinin düşmesine neden olacaktır. Maç içinde 3 kritik nokta ele alınmalı; Alan Savunması, Chatman ve tabiki Ribaundlar ...

    19 Aralık 2009 Cumartesi

    Beşiktas Yabancı Tercihini Yaptı


    Beşiktas 5. ve son yabancı tercihini sıkıntı yaşadığı pozisyonlardan uzun savunmasında Rus oyuncu Fedor Likholitov'dan yana yaptı. Sezon başından bu yana karşılaşılan bütün zorlu maçlarda göze batan eksiklik hiç kuşku yok ki verilen hücum ribaundları idi. Hucum ribaundı diyince aklıma ilk olarak Murat Didin gelir. Kerem Tunceri'li sezonda inanılmaz bir performans sergilerken takım maç sırasında bir anda mola almıştı ve oyun tahtasına büyük harflerle RIBAUND yazarak tek tek tum oyunculara bu tahtayı göstermişti. Gerçekten basketbolda verilen hücum ribaundları çok büyük önem arz ediyor. Hem rakibine bir 24 saniye daha hücum hakkı veriyorsun hem de savunmanın direnci bir seviye daha düşüyor. Bunun en güzel örneğini Efes Pilsen maçında gördük.

    Ancak Fedor Likholitov tercihini iki açıdan irdelemek gerekir; Oncelikle hem 5.yabancı olarak takıma katılması demek ekstra 150 bin dolar demek hem de yaşanan maddi krizi de düşünürsek umarım takımın havası bozulmaz. Fedor Likholitov hiçbir zaman winner oyuncu olmadı her zaman rol oyuncusuydu. Ama takımda savunma yönünde bütün delikleri kapatan görevini en iyi şekilde yerine getiren oyuncuydu. Işte bu nokta da biraz düşünmek gerekir Beşiktas'ın oyun yapısı zaten hızlı hucumlara dayalı göze hoş gelen bir sistem Likholitov'dan savunma da ihtiyaç ne zaman olabilir rakip tempoyu dusurup sete set oynamaya başladığında olabilir peki o zaman sahada kimler olmalı; takımın lideri Chatman, pure sütor diyebileceğimiz Newley ve son olarak da takımda tek sırtı donuk oynayabilecek ve hucumda ise en iyi gucumuz olan Baxter. Ve bench de Fletcher'ın olduğunu düşünürsek rotasyon içerisinde Likholitov cok lüks duruyor. Çunku yerli oyuncularımız çok iyi değil Chatman ve Baxter bu takımın olmazsa olmazları. Ve uzun rotasyonunda 3 yabancı oyuncunun olması da dış oyuncuların da rotasyonda ki istikrarını bozabilir.

    Fedor Likholitov kariyerine Rusya'da değil NCAA'de Amerika'da başladı. Virginia Commonwealth 'da NCAA kariyerini geçirdi. Ncaa kariyeri belki de bütün kariyeri ile aynı paralellikte devam etti. Virginia Commonwealth'de 4 sene sonunda 7 sayı 5.4 ribaund istatistikleri tutturdu ki bu istatistikleri sadece 2 sezon geçebildi. (2006/07 sezonu 7.8 sayı 6.3 ribaund ve gecen sezon 10.7 sayı 5.2 ribaund)

    Rus oyuncu Fedor
    Likholitov Avrupa kariyerine ise Ncaa'in arka bahcesi olan Fransa liginde başladı. Ancak Strasbourg seruveni pek uzun sürmeyince Yunanistan'ın Aris takımına transfer oldu. Aris'de 2 sezon geçirirken 16 dakika ortalama ile 5.8 sayı 5 ribaund ortalamaları ile oynadı. Aris'de ki son sezonunda ise hem Yunanistan Kupasını hemde FIBA Champions Cup'ı kazanan takımda yer aldı. Alınan başırılı sonuçlardan sonra Rusya Milli Takımına kadar yükseldi. 2003 ve 2005 Avrupa Şampiyonalarında Rusya Milli Takım kadrosunda yer aldı. Milli Takımda da yine aynı rolu ustlenerek savunmada önemli katkılar vererek kariyerinin en iyi noktasına ulaştıktan sonra Rusya'nın Dinamo Moskova takımına transfer oldu. Rusya'da da 5 sezon boyunca 7 sayı 4.7 ribaund istatikleri ile oynadı. Ve bu sezon ise yeni transfer olduğu Unics Kazan'da sadece 6 maçta 7 dakika ortalama ile oynamıştı.

    Fedor Likholitov başta da belirttiğim gibi yerli oyuncularımızın istikrarlı performanslar vermemesinden ötürü başarımız yabancı oyunculara dayalı. Likholitov hamlesi demek rotasyonada değişikliğe gidilmesi demektir. Chatman - Baxter ikilisin özellikle hucumda vazgeçilmez olduğunu dusunursek Newley ve özellikle artık pota altında 3. yabancı konumuna gelen ve bu zamana kadar cok iyi katkı veren Fletcher'in sureleri git gide azalacağını dusunuyorum. Likholitov her ne kadar savunmada cok iyi verim sağlayacagını düşünsem de takımın hem hedefi hem de maddi durumu göz önünde bulunduğunda çok luks oldugunu dusnuyorum.


    4 Aralık 2009 Cuma

    24 Kasım 2009 Salı

    Yıllar Sonra Ayhan Şahenk'de Euroleague Heyecanı



    Efes Pilsen'in Final Four yıllarında mücadele ettiği Ayhan Şahenk spor salonu yeniden Euroleague maçları için kapılarını açıyor. Ayhan Şahenk Spor Salonu'ndaki son Avrupa Ligi maçını 7 Kasım 2001'de İspanya'nın Unicaja Malaga takımı ile oynayan ve rakibini 75-71 mağlup eden Efes Pilsen, Avrupa arenasındaki Entente Orleanaise ve Lietuvos Rytas karşılaşmaları için Ayhan Şahenk Spor Salonu'na geri dönüyor. Ayhan Şahenk'e dönmelerinin sebebi Abdi Ipekci'de yapılacak olan Yüzme Şampiyonası olsa da bence Ayhan Sahenk'de Efes Pilsen adına daha farklı bir ambians sağlanacaktır.

    23 Kasım 2009 Pazartesi

    22 Kasım 2009 Pazar

    Yüzyılın Skandalında Cezalar Belli Oldu!


    TBF Yönetim ve Disiplin Kurulu, Galatasaray Cafe Crown sporcusu Cemal Nalga’nın cezalı olduğu müsabakalarda oynatılması ile ilgili olarak kararlarını açıkladı. İşte cezalar:

    Galatasaray Cafe Crown ligde ve kupada oynadığı tüm maçlarda hükmen yenik sayıldı.

    Galatasaray Cafe Crown'un puanı -5'e düştü.

    Galatasaray Cafe Crown, Teknosa Türkiye Kupası'dan ihraç edildi.

    Şube Sorumlusu Yiğit Şardan: 6 ay hak mahrumiyeti ve 10 bin TL

    Genel Menajer Ali Türsan: 6 ay hak mahrumiyeti 5 Bin TL

    Antrenör Okan Çevik: 3 yıl hak mahrumiyeti ve 10 Bin TL

    Yardımcı Antrenör Cengiz Karadağ: 1 yıl hak mahrumiyeti 5 Bin TL

    Menajer Mert Uyguç: 2 yıl hak mahrumiyeti ve 10 Bin TL

    Teknik Danışman Koray Mincinozlu: 2 yıl hak mahrumiyeti ve 5 Bin TL

    Galatasaray Cafe Crown'dan Cemal Nalga: 2 yıl hak mahrumiyeti ve 10 Bin TL

    Galatasaray Cafe Crown'dan Tufan Ersöz: 4 ay hak mahrumiyeti ve 5 Bin TL

    Galatasaray Cafe Crown-Fenerbahçe Ülker maçında çıkan olayların ardından Galatasaray'a 4 maç seyircisiz oynama 40 Bin TL

    Fenerbahçe Ülker'den
    Tarence Kinsey: 2 maç men cezası ve 3 Bin TL


    Son Dakika ! Bogdan Tanjevic'de Beklenen Gelişme


    Milli Takım koçu Bogdan Tanjevic'in Fenerbahce'den ayrılıdığına dair dedikodular yayılmaya başladı. Hatta yakın bir zaman da Aydın Ors- Oktay Mahmudi ikilisi de açıklanması bekleniyor.

    21 Kasım 2009 Cumartesi

    20 Kasım 2009 Cuma

    Mersin'den Kızılyıldız'a !

    Sezon başında Mersin'e transfer olup sadece iki maç oynayarak Nikolic transferi sonrasında takımdan gönderilen Marcus Cousin Sırbistan'ın köklü takımı Kızılyıldız'a transfer olmak üzere. Kolej yıllarında özellikle son senesinde iyi bir çıkış yakalayan Cousin Mersin de aslında hazırlık maçlarında hiç de fena istatistikler de tutturmamıştı. Ankara'da ki sezon öncesi son turnuva da Besiktas'a karsı 15 sayı 5 ribaund ve Lokomotif Rostov'a karşı da 16 sayı 11 ribaund ile maçı tamamlamıştı. Mücadeleci ve en önemli iyi bir blokcu olduğu söyleniyor Cousin'in, Kızılyıldız gibi bütün scoutların dikkatini çeken takımda başarılı bir sezon geçirebilirse ilerisi için çok daha iyi seviyede basketbol oynama şansı elde edebilir.

    Yüzyılın Skandalında Ilk Resmi Karar!



    Disiplin Kurulu bugün ilk kararı verdi ve beklenen şekilde teknik heyet ve başrol oyuncuları tedbirli olarak ligde görev yapmalarını ve oynamalarını yasakladı. Asıl herşey şimdi başlıyor bakalım ihraca kadar uzanan bir ceza yönetmeliğinden ne tür bir ceza çıkacak.


    Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulu, tarafına gönderilen bir dosyayı görüşerek karara bağladı.

    Galatasaray Cafe Crown sporcusu Cemal Nalga’nın cezalı olduğu dönemde, diğer bir sporcunun forması ve ismi altında oynatılması ve müsabaka tutanaklarıda bu şekilde yanıltıcı olarak tanzim edilerek TBF’ye ibraz edilmesi neticesi, ortaya çıkan, “Sportmenliğe aykırı davranışlarda bulunarak, gerçeği yansıtmayan evrakla Federasyonu yanıltarak Basketbol sporuna ve lige zarar vermek, ceza süresini beklememek, Disiplin Kurulu Kararlarını yerine getirmemek” fiilleri açısından ilgililerin Disiplin Kurulu’na sevkleri neticesinde;

    Galatasaray Cafe Crown Şube Sorumlusu Yiğit Şardan’ın, Genel Menajer Ali Türsan’ın, Takım Menajeri Mert Uyguç’un, Antrenör Okan Çevik’in, Yardımcı Antrenör Cengiz Karadağ’ın, Teknik Danışman Koray Mincinozlu’nun, Sporcular Cemal Nalga ve Tufan Ersöz’ün Disiplin Yönergesi 39, 40/a ve 42. Maddeleri çerçevesinde haklarındaki soruşturma ve değerlendirme sonuçlanıp nihai karar verilinceye kadar idari tedbirli olarak müsabakalara katılmalarının ve TBF nezdinde kulüple ilişkili görev yapmalarının yasaklanmasına oy birliği ile karar verildi.

    Karar esas metni için tıklayınız
    foto:Tbf

    19 Kasım 2009 Perşembe

    Ve Ersan Ilyasova Ilk 5'e Yerleşti


    Kurt Thomas ile başlayan ve Hakim Warrick ile devam eden ilk beş rotasyonuna sonunda Ersan Ilyasova dahil oldu. Özellikle Dallas karşısında inanılmaz bir performans sergileyen Ersan Ilyasova çabalarının gayretinin ödülünü aldı ve Milwaukee de ilk beş rotasyonuna yerleşti. Avrupa'dan aldığı bol sıfırlı kontratları reddederek Nba'ye geri dönen Ersan'ın sezon başında aslında işi hiç kolay değildi. Çunku koç Scott Skiles sezon başında Kurt Thomas'dan maximum verim almak için ilk beş başlattığını ifade etmişti ama Thomas'dan neredeyse hiç katkı alamayan Skiles çözümü Warrick'i ilk beşe yerlestirmekde buldu. Aslında Warrick üst seviye sertlik katsada pota altında hucumda pek beklentileri karşılayamıyordu ve Ersan'ın da benchden gelip 30 dakikaya yakın ortalamalar alması da onun oyun içinde belirli istikrar yakalamasını önlüyordu. Ama Ersan Ilyasyona gayretinin ödülünü bu gece oynanan New Jersey Nets maçında ilk beş başlayarak aldı. Gecen sezon ki Barcelona kariyeri bide üzerine Avrupa Şampiyonasında ki performansından sonra bu sezon ki üst düzey performansı ile merdivenleri teker teker tırmanan Ersan'ın sezon sonu kontrat yazında umut ettiği kontartı ve kendini rahatca kabul ettirecek takımı bulacağını düşünüyorum.

    18 Kasım 2009 Çarşamba

    Rezalet !



    Şöyle bir durumda ne söylenebilir ki, olayı önce bir açalım; Cemal sezon öncesi hazırlık maçlarında 5 maçlık ceza almıştı. Ve bu cezasını oynanan hazırlık maçları ile çektiği ifade edilmişti. Ama gelin görün ki Almanya'da oynanan hazırlık maçlarından birinde spor ahlakına hiç yakışmayacak biçimde başka bir kimlikle (Tufan Ersoz) sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Ve en vahim tarafı ki ligden ihraca kadar varabilecek olay ise bunu federasyona aksettirmeleri olmuştur. Olayın sucluları an itibarı ile Galatasaray camiası ile ilişkileri kesilse de (açıklamayı yapan Galatarasay klubunu de tebrik ederim) artık bundan sonra kurallar yani yasalar işleyecek.

    22. Sahte Lisans Kullanımı

    Kullanmaya hakkı olmadığı lisansı kullanarak yarışmalara katılan veya katılmayı temin edenler alt aydan üç yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ve 10.000.-YTL’ sına kadar para cezası verilir.

    23. Sahtecilik ve Federasyonu Kandırmak

    23.1. Lisans veya herhangi bir belge üzerinde değişiklik veya sahtecilik yapan veya
    gerçek olmayan evrak düzenleyen ve bunları bilerek kullanan veya kullandıranlar
    bir yıldan üç yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti
    cezası ve 10.000.-YTL’ sına kadar para cezası verilir.

    23.2. Olayın tekrarı halinde sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir. Ayrıca bu davranış
    içerisinde bulunanlar için Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulur.

    23.3. Kuruluşun sahtecilik ve kandırma suçlarına katılması halinde, olayın durumuna
    göre ligden ihraç edilme ve 10.000.YTL’ sına kadar para cezası verilir.

    24. Ceza Süresini Beklememek

    Yarışmadan men cezasına rağmen oynayan, beklemesi gereken cezalı süreyi doldurmadan veya idari tedbirin tebliğine rağmen bu tedbir kaldırılmadan yarışmalara katılanlar ile buna sebep olanlar, hak mahrumiyeti cezası bulunduğu halde veya idari tedbir ile yarışmaya katılmaktan veya yönetmekten men edilmiş olmasına rağmen yarışmaya katılanlar veya yöneticilik yapanlar üç aydan iki yıla kadar yarışmalardan men veya hak mahrumiyeti cezası ve 10.000.-YTL’sına kadar para cezası verilir.

    25. Disiplin Kurulu Kararlarının Yerine Getirilmemesi

    Disiplin Kurulu kararlarını yerine getirmeyenler bu fiil nedeniyle Disiplin Kurulu’na sevk edilerek cezaları bir misli ile arttırılır. Bu konuda verilen Disiplin Kurulu kararının da yerine getirilmemesi halinde ilgililerin lisansları askıya alınarak müsabakalara katılmaları önlenir ayrıca ligden ihraç cezası uygulanabilir.



    Öncelikle Cemal Nalga bu işe bilerek alet olması dolayısı ile ömür boyu basketboldan men cezası bile alsa şaşırmam ama en az 2 sene alır.

    Ve gel gelelim Galatasaray Erkek Basketbol Takımına ortada hem belge de sahtecilik var hem de federasyonu kandırma var. Ihraca kadar gidebilecek bir karar dahi çıkabilir.

    17 Kasım 2009 Salı

    Kritik Cumartesi'nden Önce ve Sonra



    Beşiktaş-Wolfsburg maçını SKY TV’de anlatan Alman spiker Fritz von Thurn und Taxis’un, “Beşiktaş’ta herşey tesadüf üzerine kurulu. Benim oturduğum yerden bir sistemleri gözükmüyor” demişti.

    Bu bizim içinde bulunduğumuz anti-futbolun tarafsız biri tarafından net bir gözlemiydi aslında.
    Sürekli değişen kadro daha ileriye taşımamız gereken futbol ve oyun yapısını çok daha geriye götürdü. Fakat ilginç olan bu süreçte standartların üstünde puan alarak bir bakıma ligde hala iddaalıyız diyebildik.

    Son Trabzon maçında da 3lü defans oynayarak takımın tek değişmeyen yeri, savunmasını da değiştiren "Sir"Denizli bir bakıma kaleci Hakan'ın bir zamanlar Casillas vari kurtarışları ile 3 puanı cebine koydu. Belki de her maç yaptığı bir taktiktir bilemiyorum. Kendide dahil takımının oynadığı oyunu kimse çözsün istemiyor olabilir de. Daha önce de dediğim gibi strandartlar ve oyuncu tercihleri konusuna değinmek istemiyorum çünkü belirttiğim gibi ard arda 10 maç kazansak da 11. maça yine farklı kadroyla çıkacağımızı düşünüyorum.

    Yanlız şu bir gerçek. Beşiktaşlı'nın skor ve kazandığı puandan çok şu aralar sahada gördüğü oyun ve büyük takım gibi oynamamasıdır daha umrunda olan.

    Kasımpaşa-Eskişehir-A.Gücü-Trabzon maçlarının hangisi bittikten sonra bu maçı gerçekten hakettik diyebildik ? Ya da bu maçların hangisini rahatça izleyebildik ?
    Birşeyler sürekli yanlış gitmeye devam ediyor fakat herkes kendini kurtarma derdinde. Dolayısıyla kazanmak herkesin istediği öncelik, tabi buna da saygı duymak gerekir fakat saygı duyulacak başka birşeyler arıyor ne yazık ki insan.

    Bunların bir kısmı içimizden geçenlerdi. Şimdi önümüze bakalım, 4 senedir kaybettiğimiz bir Fenerbahçe derbisi var İnönüde. İyi olduğumuz dönemler dahil kaybetmişiz. O kadar önemli maç ki, eğer kazanırsak ilk yarıyı puanları eşitleyerek bile kapatabiliriz.

    Çünkü Fenerbahçe'nin çok zor bir fikstürü olacak cezalarını da eklersek.
    Fenerbahçe maça yine bilindik bir kadro ile çıkacağını düşünüyorum. Açıkçası Kazım'ın yine santrafor gibi oynayacağını düşünüyorum. İlk amaç puan farkını korumak dolayısıyla kontrollü oyun olacak onlar adına.
    Bilica'nın olmaması çok büyük kayıp değil bence, diğer rakiplerin stoperlerini kolay kolay zorlayamadığımız düşünülürse Bekir yada Önder'in oynaması onlar için sorun teşkil edeceğine pek ihtimal vermiyorum.

    Bol pas yaparak orta alana Emre ve Cristian hatta Mehmet Topuz üçlüsünün mücadele gücü yüksek futboluyla hakim olmak isteyecekler.
    Bize gelince öncelikle kalabalık bir orta saha düşünülmeli. Fink-Ernst-Tabata 3lüsü muhtemelen oynayabilir bu maçta. Tello'nun milli maceraları düşünülürse kadroda bile olmayabilir.
    Fenerbahçe maçlarını iyi oynayan ve Fenerbahçe'ye sürekli ters gelen Bobo ilk tercih olmalı. Kanatlarda da mücadele gücü yüksek rakip bekleri kovalayabilecek isimler oynamalıdır. Yusuf maçın gidişatına göre kullanılmalıdır bence.
    Ernst-Fink-Sivok ve Ferrari'den oluşacak o blogun dikine ve derinlemesine paslarla geçilebileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla kenar oyuncularımız hem hücum hem savunma biraz fazla mesai yapmak zorunda kalabilir.
    Ne olursa olsun taktik disiplinden kopmamalı, maçı bir bütün olarak oynamalıyız.
    Fenerbahçe yenilmeyecek bir takım değil. Yeter ki biz tekrar büyük bir takım olduğumuzu hatırlayalım, kazanırsak büyük kazanalım kaybedersek büyük kaybedelim.

    Bol şans...

    16 Kasım 2009 Pazartesi

    Chris Lofton Artık Serbest


    Geçen sezon inanılmaz bir Türkiye kariyerinden ( Fenerbahce'ye karşı 47 Ted Kolejlerine karşı 61 sayı) sonra adından sıkca bahsettiren Chris Lofton. Yazın önce Nba Yaz kampında NBA şansını kovalamıştı. Nba şansını elde edemeyince; eski adı ile Tau Ceremica yeni adı ile Caja Laboral Baskonia takımı ile 3 aylık sözleşme imzalamıştı. Ama Ispanya'da 3 ay boyunca hiç süre alamayınca bugün yapılan açıklama ile ACB kariyeri de hiç süre almadan bitmiş oldu. ChrisLofton'ın yeni durağı neresi olur bilinmez ama Türkiye Ligine geri gelmesini isterim.

    Bu arada Ingiltere pasaportuna sahip Pops Mensah-Bonsu, Houston Rockets'ın kadro derinliğinden ötürü takımdan ayrıldıktan sonra Avrupa'ya geri dönüş yapıp Real Madrid ile sözleşme imzaladı. Aslında Messina'nın pek sistemine uyan bir oyuncu değil ama Mensah gibi savaşçı bir oyuncuyu da kaçırmak istememişlerdir.

    Bir diğer transfer haberi ise Quincy Douby'nin Türkiye'ye geleceği yönünde. Türkiye'den bir takımla anlaştığını ve Nba'de bu hafta içerisinde bir takım bulamazsam Türkiye'ye gideceğini ifade etmiş. Bu takım da büyük bir ihtimal Fenerbahce Ulker olduğunu dusunuyorum. Solomon'un yollanmasından sonra pure bir numara transfer edileceğini dusunuyordum ama Douby de aynen Greer gibi 1,5 -2 numara oyuncular. Bence yanlış bir tercih olabilir ama yine de piyasa da o seviyede dış oyuncuların sayısı da az olduğunu da unutmamak lazım.


    Abdi Ipekci Meydan Muharebesi 2




    Dün Akatlara gitmeden önce hem Besiktas Efes Pilsen hem de Galatasaray Fenerbahce macına gitmeyi dusunuyordum. Akatlar'da maç bittikten sonra hiçbir arkadaş Abdi Ipekci'ye gelmeyi kabul etmeyince bende gitmekten vazgeçtim. Yasanan olayları gorunce de iyki gitmemişim.



    15 Kasım 2009 Pazar

    Besiktas 84-88 Efes Pilsen


    Maçtan önce arkadaşlar ile sohbet ederken en çok değindiğimiz konu Efes Pilsen'in yavaş yavaş oturttuğu 4 kısalı sistem ve bu sistem içerisinde Shumpert ve Nachbar'ın rolleri idi. Maç suprizlerle başladı ilk surpriz salon dışında yaşandı ve ilk defa maça girerken kimlik kontrolu ile karşılaştım! Bu konuyu pek irdelemek istemiyorum çünkü maç içerisinde de takımı etkileyecek yönetim aleyhine çok fazla tepki de vardı. Yani neresinden tutsak artık elimizde kalacak bir konu şahsen iki tarafında bu konuyu abarttığını düşünüyorum. Neyse maça dönecek olursak ikinci büyük surpriz ise Charles Smith'in 6. yabancı olarak kenarda oturmasaydı. Charles Smith'in kenarda oturması demek dışarıdan oynanmayacağının işareti idi. Ve asıl surpriz ise maçın başında yaşandı Efes Pilsen bugüne kadar oynadığı maçlar dışında Besiktas'ı iyi etut edip ilk çeyrek boyunca çift uzunla oynayıp hep içerden oynayarak takımı içeriye gömerek oynadı.


    Maçın başında oynanılan 2 tane ikili oyunlardan sonra en kötü alan savunmasına geçip içeriye top aldırmayacağımızı düşünüyordum ki Kerem-Kasun ve Thornton-Kaya ikili oyunları ile birbirinin kopyası en az 10 sayı gordük ilk çeyrekte. Aslında Baxter ve Cevher gibi hem kuvvetli hem de hareketli uzunlarımıza sahipken bizim oynamamız gereken ikili oyunları hep Efes Pilsen oynadı. Ve Efes Pilsen bir anda oyunda üstünlüğünü ilk çeyrekte göstermiş oldu. Ta ki Kasun'un üçlemesine kadar. Mario Kasun'un üçlemesi ile Efes Pilsen bu kadar ikili oyun yeter diyip Thornton ve Rakocevic'in delici özelliğini kullanarak kısalara yöneldi ve bunda da başarılı olarak oyunu koparmak istediler. Ama ilginç biçimde maç boyunca da bunu yaşadık Efes Pilsen tam oyunu koparıyorum derken hep bir cevabımız vardı. Ilk ceyrekte de cevabımız Baxter'dı.



    Ilk çeyreğin sonunda inanılmaz bir mücadele vardı. Yunanistan deplasmanından yorgun gelen Efes Pilsen'in bu kadar yüksek tempoda maça başlayacağını da kimse tahmin etmiyordu. Işte boşu 1.5 - 2 milyon euroluk oyuncular olunmuyor. Yukarıda çizelge de isabet oranları yer almakta. Ilk çeyrekte pota altında Efes Pilsen'in 7 basketi gözükmekte bu da 14 sayı demek ilk yarının skoru ise 20-20 idi. Ikili oyunlara karşı bu kadar pasif savunma yapmamızın nedenini bir turlu anlamadım maç boyunca çünkü bunu Efes Pilsen sıkca denedi ve başarılı da oldu. Aklıma sadece 2 cevap geldi; Ya alan savunmasına hiç çalışmıyor bu takım. Ya da ikili oyunları sıkca oynamadığı için savunma yönüne de bir türlü önlem alamıyorlar.

    Ikinci çeyrek de ise Efes Pilsen yine maça çok hızlı başladı özellikle Ender'in oyuna girmesi ile Chatman'ı çok fazla yıprattı. Savunma da bu kadar yıpranan Chatman hucumda da pek ekstra oynayamadı. Engin Atsur'un yokluğunda da bir turlu dinlendirme şansı bulamamız da ikinci periyod da sıkca başımızı ağrıttı. 2. periyod da maç geneline yansıyan 2 olay gercekleşti. Bunlardan biri Efes Pilsen artık sayı olarak öne fırladı ve minimum 5 sayı farkta maç boyunca götürmesini bildi. Ve ikinci olay ise bizim serbest atış handikabımızın başlaması. Deplasman olsa bir nebze anlasılır ama sabah akşam idman yaptığın kendi salonunda bu kadar düşük serbest atış yüzdesi ile oynamanın pek bir acıklaması olamaz.


    Ikinci periyod da Efes Pilsen yine ikili oyunlarla ile 8 sayı buldu. Burak Bıyıktay'dan bir turlu beklenen hamle gelmedi. Herkes kenardan hamleleri bekler oldu; acaba ne zaman Ispanya - Yunanistan macında ki gibi veya Turkiye - Ispanya macında ki ikili oyunlara karşı yapılan ortaya uzun yana 2 hareketli kısa sistemine veya alan savunmasına ne zaman gecicez diye merak ediyordu ki bu sefer de imdadımıza Muratcan Guler'in ustuste bulduğu 5 sayı yetişti. Ve yine tam Efes Pilsen oyunu kopardım derken cevabımız gecikmedi ve devreyi 41-36 yenik kapadık.

    Ve 2.yarı da çok büyük bir mücadeleye sahne oldu. Bu sefer sahnedi 2 kişi vardı. Biri Bostjan Nachbar ve hakemler. 3. periyoda da Efes Pilsen cok hızlı başladı. Özellikle Efes Pilsen Nachbar ve Thornton ikilisi üzerinden 2 ayrı set oynarak neredeyse periyodu bitirdi;


    Newley'in ayaklarının yavaslılığını fırsat bilen Thornton hemen hemen her topta içeriye dalarak savunmanın dengesini bozarak bazen cizgiye Shumpert'e pası verip Shumpert'e yapılan uzun yardımını cok iyi kullanıp Nachbar'ı boş yakalayarak buldukları sayılar. Veya yine Thornton ile içeriye dalıp direk Nachbar'a inen toplar. Ve Nachbar'ın bireysel hucüm performansları. Bu dakika'ya bir türlü teknik heyetin ikili oyunlara karşı hamlede bulunmaması fırsat bilen Ergin Ataman Nachbar'ı da çok iyi kullanmasını da bildi. Ergin Ataman gerçekten Türk topraklarından yetişen en iyi basketbol koçu diyebilirim. 3 periyod da skor 58-50 ye geldiğinde oyun yine kopma noktasına geldi ve Efes tam oyunu koparıyorum derken bu sefer de cevap Haluk Yıldırım'dan geldi. Aslından Haluk'un kullandığı top çok yanlıştı ama girince oyun yeniden dengelendi.


    3.periyodun sonlarına doğru pota oyun dengelendiğinde 2 ayrı hucum izledik biri Besiktas cephesinde diğeri de Efes Pilsen cephesinde idi. Efes Pilsen yine maç boyunca hep doğru yaptığı işi olan ikili oyunu oynadı ve basketi buldu. Bizde ise serbest atışlarda ki inanılmaz isabetsizliğin yanına 2 olumsuz şey daha eklendi. Biri Cevher Ozer'in performansı diğeri ise hakemlerin çalmadığı düdükler.

    Son periyot da ise diğer periyotların aksine Besiktas çok iyi başladı. Özellikle içerde Baxter'ın kişisel gayreti dışarıda da oyundan nerede ise hiç çıkmayan Chatman'ın oyunu kontrol altına alması ile ve taraftarın da inanılmaz desteği ile oyuna ortak olmasını bildik. Oyunun son bolumunde ise mücadele cok ust duzeye yukseldi. Oyun son bolumlerinde Efes Pilsen'i 3 defa yakalama şansı elde ettik. Birinde Haluk Yıldırım'ın 2 tane üst üste kaçırdığı üçlükler bir diğeri ise Cevher Ozer'in kacırdığı ucluk pozisyonu ve önemlisi ise maçın son 24 saniyesi idi. Son dakikaya kadar sabah akşam antreman yaptığın potalara serbest atış atmakta zorlanan takım rakibi fark 2 sayı iken hiç sana 24 saniyeyi kullandırır mı ?? Tabi ki kullandırmaz. Cok yanlış bir secimdi Chatman hemen yarı sahayı geçip içeriye dalacaktı en kotu faul alırdı ama hiç yoktan fark indirerek daha fazla sure kazandırabilirdi veya en iyi ihtimalle macı uzatacaktı. Ama ne yazık ki yine maç sonu ve yine taktisel bir hata ve kaybedilen bir maç.


    Son periyot da yine Nachbar'ın kişisel şovu devam ediyordu. Bu sefer Nachbar'a eşlik eden savunma da Kaya Peker oldu. Cok kritik bir blok ve çok kritik bir pozisyonda topa hamle yaparark topu ölü noktaya uzaklaştırdı. Ve galibiyet de en az Nachbar - Thornton ve Kasun kadar payı vardı. Maçı genel olarak ele aldığımızda ilk söyleyeceğimiz konu bence ne serbest atışlar ne hakemler bu maçın galibi Ergin Ataman'dır. Burak Bıyıktay ilk defa sezona koç olarak başlıyor ve Ergin Ataman gibi tecrübeli bir koç karşısında ilk sınavında (sıfırdan kendi kurduğu sistem ve takımla) başarısızlıkla ayrıldı. Özellikle Efes Pilsen'in uyguladığı her ikili oyun özellikle ilk yarı neredeyse basket ile sonuçlandı. Bir türlü Burak Bıyıktay'dan ikili oyunlara karşı hamle gelmedi. Yenilginin başlıca nedenlerinden biri de serbest atışlar. Böyle bir maçta sabah akşam idman yaptığın kendi evinde %60 ile serbest atış atmak psikolojik olarak da takımın direncini dusurur. Ve son olarak hakem hataları. Aslında bu kadar kotu serbest atış atmasaydık veya son saniyelerde bu maçı alsaydık hakemlere cok fazla yer verecektim. Hakemler inanılmaz hatalar yaptı. Gozumuzun önünde çalınmayan düdükler hele ki son periyod en kritik pozisyon da Shumpert topu elinden kaçırıp tekrar topu yakalayıp topu sürmesine steps çalmayan bir hakemin ya art niyetli olduğunu düşünürüm ya da basketbol bilgisinden şüphe duyarım.

    Yalnız bu kadar olumsuzluklara rağmen son 24 saniyede maçı çevirecek noktaya gelmemiz de büyük başarıdır. Orada da sana 24 saniyenin tamamını kullandırmazlardı ki kullandırmadılar da çok farklı bir hucum stratejisi belirleseydik şimdi 5 de 5 ile 12.haftaya kadar çok iddialı bir konuma gelebilirdik..

    14 Kasım 2009 Cumartesi

    Pleasure Of Sports || #5



    Pleasure Of Sports || # 1
    Pleasure Of Sports || # 2
    Pleasure Of Sports || #3
    Pleasure Of Sports || #4

    Fabio Luciano begendiğim nadir Brezilyalılardandır. Su anda Lugano ile oynasalardı sanırım mac bası duran toplardan en az 0.5 gol ortalaması ile oynarlardı. Miami Heat sevdalısı oldugunu da yeni ogrenmiş olduk. Fabio Luciano için de aklımda kalan kucuk bir kareyi de hatırlatmak isterim sanırım Denizli maçı idi kırmızı kart gordugunde formayı operek sahayı terketmişti.

    9 Kasım 2009 Pazartesi

    Iverson'la Buraya Kadar !


    Oysa ki ilk sozlesme imzalandıgında ne kadar umutlu acıklamalar da bulunuluyordu. Hatta Memphis'in daha fazla tanınmasında reklamının tum dunyaya yapılmasında oncu olacaktı Iverson ama yine butun duzen bozuldu cunku Iverson alışılagelmiş huzursuzlugu yine baş gosterince antrenor ve genel menajerle bile konuşmadan takım sahibi Michael Heisley ile anlaşarak takımdan ayrıldı. Aslında sozlesme imzalandıgında bircok yorumcu buyuk bir ihtimal ilk bes oynama garantisi aldıgı icin Memphis'e gittiği dusuncesindeydi ama orada da yedek kalınca şikayetlerinde artarak devam etmesi takıma daha fazla zarar veriyordu. Olan yine Memphis'e oldu sezon oncesi planları bir bir hayal kırıklıgına ugramaya devam ediyor.

    8 Kasım 2009 Pazar

    Trabzonspor-Beşiktaş / Denizli'ye rağmen...


    Bir takım kendi teknik direktörüne rağmen maç kazanır mı? Evet dün akşam kazandı.Hemde teknik direktörü takımı maçı kazanmasın diye elinden gelen herşeyi yapmasına rağmen. Gerek maça çıkardığı kadro, gerekse maçtan sonraki açıklamalarıyla vizyonunu belli etti. Haftalardır Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı Anadolu takımı gibi oynattığını yazmıştım. Dün akşamki futbolu gördükden sonra Anadolu takımlarına haksızlık etmişim. Anadolu takımları bile hiçbir zaman bu kadar korkak ve basiretsizce top oynamadı.

    Aslında maçın bizim açımızdan konuşulacak hiçbir yanı yok. Maç tamamen Trabzonspor ve kaleci Hakan Arıkan arasında geçti. Beşiktaş'ın takım savunmasının iyi olduğunu bu yönde bir sıkıntımız olmadığı genel kanıydı. Ama Mustafa Denizli her zamanki gibi yine bir dahilik (!) yaparak en iyi yaptığımız organizasyonu yani takım savunmasını çökertti. Top rakipteyken 5'li defans, dün gece bizde hiç olmamasına rağmen top bizdeyken 3'lü defans kurgusu ile Trabzonspor'a adeta davetiye çıkardı. Beşiktaş'ın en sağlam bölgesi olan defansının ortasını Ferrari ve Sivok'u da etkisiz hale getirdi. Sezon başından beri 11 haftada verdiğimiz pozisyonu tek maçta Trabzonspor'a verdik. Ama dün gece öyle bir Hakan vardı ki, hayatının kariyer maçını oynadı dersek herhalde yanlış olmaz. Resmen tek başına 3 puanı aldı. Dün akşam Denizli'nin şans melekleri yine omuzlarındaydı. Maç 90 dakika Trabzon'un hakimiyetinde geçti. İlk 45 dakika Beşiktaş, bırakın ceza sahasına girmeyi, orta sahayı geçemedi. İnanılacak gibi değil Beşiktaş'ın şutu yoktu.

    İkinci yarıya yine dahiyane değişikliklerle başladık. İbrahim Kaş sağ bek, Yusuf Şimşek'de 1 senedir neredeyse ilk defa gerçek yerinde forvet arkasında oynadı. Biraz kıpırdanma oldu. İlk yaptığımız rakip alandaki baskı ile kaptığımız top gol oldu. Sonrası ise yine aynı değişen birşey olmadı. Trabzonspor Beşiktaş'ın gelemediğini görünce alabildiğince risk alıp iyice yüklendi ve çok net pozisyonlar yakaladı. Dönen topların hepsini Trabzonspor aldı. Sezonun en iyi futbolunu oynadılar. Beşiktaş ise sezonun değil belkide son yılların en kötü ve en korkak futbolunu oynadı. Son haftalarda olduğu gibi yine kötü oynayarak maç kazandık. Ama bu kazandığımız maçlar gelecek adına bizi camia ve oynadığımız futbol açısından biraz daha geriye götürüyor. Koskoca takım Mustafa Denizli'nin oyuncağı olmuş. Playstation oynarken yapmayacağımız değişiklikleri Mustafa Denizli Beşiktaş'ın üstünde deniyor. Bundan daha acısıda başkan yada hiçbir yönetici birşey diyemiyor.

    Haftaya milli takımımızın oynamayacağı playoffun arası var. Sonrasında ise İnönü'de Fenerbahçe maçı. Dünkü kadroyu ve maçı gördükden sonra Fenerbahçe maçına Denizli hangi takım ve kadroyla çıkarsa çıksın bizim için şaşırtıcı olmaz. Tek dileğim kalede Hakan'nın olması. Trabzonspor maçında oynadığı futboldan dolayı değil, kalede Rüştü'nün olmaması gerektiğinden dolayı bu düşüncedeyim. Her pozisyona el kaldıran, özellikle Fenerbahçe maçlarında kolay gol yeme hastalığına bulaşan Rüştü'nün oynamaması gerektiğini düşünüyorum.

    İbrahim Toraman hafta içinde kendi internet sitesinde Wolsburg maçını tribünde izlediğini ve Beşiktaş taraftarının 2-0 'dan sonraki protestosu karşısında gözlerine inanamadığını açıklamıştı. Taraftar olarak bizde Trabzonspor maçını izlediğimizde onun Wolsburg maçında yaşadığı şokun kat ve kat daha fazlasını yaşadık. Acaba dünkü maçı Ümraniye'de takım arkdaşlarıyla beraber tekrar izlediklerinde hissettiklerini haftaiçi kendi internet sitesinden deklare edebilir mi?

    7 Kasım 2009 Cumartesi

    Spor Mutlu Insanların Isidir || Takım - Yonetim - Taraftar



    Bir takım düşünün;bugune kadar Akatlar parkelerinin görmediği en domine en iyi hucum eden yani en güzel basketbolu oynasın. Ligde butcesinin 2 katı olan ve gectiğimiz hafta tarihinin en pahalı takımını kuran Efes Pilsen'i yenen takımı daha ilk yarıda basketboldan sogutsun. (20 dk 20 asist 20 fark) Işte bu takım bu hafta içerisinde daha 3. hafta olmuşken odeme yapılmadıgı icin bazı oyuncuların idmana cıkmadıgı belirtilen takım.

    Sponsorluk dan gelecek para ile butcelerini duzenleyen takımın, daha sozlesme imzalayalı 2 ay olmuşken oyuncuların paraları odenmemesi işte bu neden bile "yeter" dedirtmeye yetiyor.Insan ister istemez sormadan da edemiyor tabi Cola Turka'dan gelen paralar hucum etmeyi unutmuş futbol takımı mı daha fazla hakediyor ??

    Eğer ki sadece futbol endeksli bir klup olunmak isteniyorsa da basketbol da Efes Pilsen modeli gibi butun amator subeleri kapatıp sadece futbol klubu olunsun. Cunku gercekten yeter daha 3. hafta da çıkan dedikodular ve gercekten takımın kimyası ve oluşturulan organizasyon cok ust duzey ve cok iyi oturmuş durum da bu takımın da havasını bozabiliyorsanız artık soylenecek tek bir kelime bulamıyorum.

    Telekom maçına geçecek olursak ki geçecek fazla bişey yok ilk yarı zaten oyun koptu. Yukarı da da belirttiğim gibi Akartlar parkeleri boyle bir basketbol görmedi. Inanılmaz hucum setleri her plana karsı hazırlanmış savunma kurguları basta Burak Bıyıktay'a tesekkur ediyorum cunku bu takımın ritmi bozulmazsa aynen bugun ki gibi; ilk 10 dk da 40 dk lık basketbol seyir zevkini bize tattıracak.



    Ve taraftarlar, bugun bi yakınımızın cenazesi oldugu icin ben de maça gidemedim ve macı televizyondan izledim. Salonu gorunce gercekten hayal kırıklıgına ugradım. Acaba taraftarlar neyi bekliyor veya soyle soruyim Besiktaslılık acaba gercekten Besiktas sevgisi mi ? yoksa Fenerbahce ve benzeri takımların nefreti mi ??

    Normal bir taraftar izlediği spor branşından seyir zevki almak ister oyle değil mi, o seyri de ozel oyuncular sağlar. Türkiye'ye gelmiş Naumoski ve Mula'dan sonra en yetenekli ve en iyi guard ! olan Mire Chatman'ı izlemeyi ben şahsen butun Besiktas futbol takımına ve hatta Nba'den Milwaukee - Portland - New Orleans gibi takımları izlemeye tercih ederim. El Amin gibi savunma yapmayan mucadele etmeyen bir oyuncuya tabiri caizse tapan bir taraftar grubu Chatman için semtte heykelini dikmesi gerekir. Sadece özellikleri bile baksanız bu oyuncunun ne kadar özel bir oyuncu oldugunu anlayabilirsiniz.

    Başka bir neden ne olabilir diye dusundugumuzde aklımıza ikinci olarak da bilet fiyatları geliyor. Yahu 7,5 lira ya. Hergun kumbaraya birer lira atsanız haftasonu rahat rahat maçınızı izlersiniz. Boyle bir takımı izlemenin degeri 7,5 lira, en düşük bir sinema bileti bile 8 lira.

    Onumuzde ki hafta Efes Pilsen maçı var. Ve haftaya da bu guzel basketbol devam edeceğini dusunuyorum. Efes Pilsen maçı Besiktas taraftarı için milad olsun. Cunku bunu biz daha onceleri sıkca basardık. Arkadaslar, dostlar ve butun Besiktas taraftarları hatırlarmısınız bilmiyorum 2 sezon once Fenerbahce maçında eski kartalbasket.com yeni besiktasbasket.com da ki arkadaslarımız ve abilerimiz ile beraber butun karsı trıbunu kaplayan buyuk bir pankart yaptırmıştık. Oyle bir ortam vardı ki salon da insanın duygulanmaması içten bile degildi oyle bir atmosfer de degil Efes Pilsen Euroleague'nin belli başlı kalbur takımları dışında diğer takımlar bile zor çıkar.

    O zaman gelin hep beraber birlik olup şampiyonlugun en iddialı takımı olan Besiktas basketbol takımına destek olalım. Inanın 2-3 maç duzenli gelseniz daha sonra artık hafta sonu gelse de basketbol maçımızı izleyelim diye heyecanlanmaya baslayacaksınız.

    Son olarak Burak Bıyıktay'ın bence yılın sozu olabilecek cumlesi ile bitirelim; Spor Mutlu Insanların Isidir. Taraftar gelip basketbol takımına destek olursa yonetim de takımın maaşlarını zamanında oderse bu takım sezon sonu 34 senelik bir özlemi giderebilecek seviye de ve o denli iyi bir kimyaya sahip ....



    Haydi Taraftarlar Zamanı Geldi; Remzin Kartalları gibi Manileri Yen Aş, Layıktır Bu Vasıflar Sana Ey Şanlı Beşiktaş ...

    1 Kasım 2009 Pazar

    TSL 11.Hafta Beşiktaş-Ankaragücü


    Sezon başında süper kupa maçıyla başlayan Beşiktaş ve TFF arasındaki soğuk savaş Ankaragücü maçı haftasında ve maç sonrasındada kendisini hissettirdi. Bende ertelemeye karşı düşünenlerin safındayım. Ancak maçın 4 saat önce oynanma isteğinin geri çevrilmesini gerçekten anlayamadım. 3 gün arayla oynanan maçlarda saatlerin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. 90 dakika oynayan bir futbolcunun vücudunun 48 saat sonra tekrar bir 90 dakika oynayacak kapasiteye ulaşacağı bilimsel dayanağından yola çıkarsak Mustafa Denizli'nin maç sonrası yaptığı açıklamalarda ne kadar haklı olduğunu anlayabiliriz. Bizim için olayın diğer bir acı yönü ise Beşiktaş yönetiminin acizliği ve basiretsizliğidir.

    Maça dönecek olursak; Beşiktaş maça Beşiktaş gibi başladı. Yüksek tempo, dikine paslar, rakibe kendi alanında yapılan pres, İbrahim Toraman ve İsmail Köybaşı'nın yaptığı bindirmeler. Kısacası ilk yarının belirli bir bölümünde Beşiktaş İnönü'de kendi taraftarı önünde oynaması gerektiği gibi oynadı. Golü erken bulunca bildiğimiz Beşiktaş tekrar geri döndü. Tıpkı Denizli, Kasımpaşa ve Eskişehir maçlarındaki gibi son dakikalarda ecel teri döktük. Onun için aynı konuları yazmak yerine, Beşiktaş ile ilgili genel olaylardan bahsetmekte fayda var.

    Beşiktaş'ı 2 ayrı kutupta ele almak lazım. Beşiktaş'ın takım savunması Ernst ve Fink yanyana oynadığı zaman gerçekten mükemmel. İlk yarıda Ankaragücü neredeyse kaleye gelemedi. Top rakipteyken hücum oyuncuları dahil herkes topun gerisine geçiyor. Bu konuda takım olarak bir sıkıntımız yok. Maalesef hücum hattı için aynı sözleri söylemek gerçekten imkânsız. Türkiye'nin en formsuz hücum hattına sahibiz desek yanlış olmaz. Ankaraspor maçındaki hükmen galibiyeti saymazsak, 10 haftada 8 gol atmışız vede 2 gol atan oyuncumuz yok. Sanırım bu istatistik herşeyi açıklamaya yeter. Hücum oyuncularının artık bir an evvel kendilerine gelmesi gerekir. Belkide sezon başından beri en zorlu dönemece giriyoruz. Wolsburg ile başlayıp Trabzon, Fenerbahçe, Manchester United ile devam eden çok zorlu, Avrupa ve Türkiye'de bundan sonraki yol haritamızı çizecek bir dönemecin başındayız.Umarım bu süreçten alnımızın akıyla çıkarız.

    Maçın bence göze batan 2 önemli olayı vardı. İlki İsmail'in geldiğinden beri en iyi futbolu oynamasıydı. Dünkü futboluyla yüreğimize su serpti desek herhalde yanlış olmaz. İkinci önemli olayı ise Ankaragücü ve Bursa arasındaki malum kardeşlikten dolayı, oynadıkları maçların 6.ve 16. dakikalarında birbirlerine bağırdıklarını biliyoruz. Dün akşam Ankaragücü taraftarının tamda 16. dakikada Bursa diye bağıracakken Beşiktaş'ın golü bulması herhalde bir yerlere verilecek en güzel mesajdı.

    Wolsburg maçında Beşiktaş'a sonsuz başarılar!!!

    31 Ekim 2009 Cumartesi

    Besiktas 85-74 Mersin B.B.



    Engin Atsur'un yoklugunda onemli bir galibiyet aldık. Mac yayını olmadıgı için mac ile alakalı bilgiler sunamıycam ama onumuzde ki haftalarda oynayacagımız sırası ile Telekom ve Efes macları oncesi takım için iyi bir moral oldu.

    30 Ekim 2009 Cuma

    EuroCup'da Kura Cekimi || Canlı Takip


    Torbalar aşağidaki şekide belirlendi. en zor torba ilginctir ki 4.Torba gibi duruyor.

    1TORBA: Alba Berlin, Aris, Benetton, Ventspils, Le Mans, Spirou, Joventut Badalona, Nancy

    2.TORBA: Hemofarm, Zadar, Unics Kazan, Azovmash, Kızılyıldız, TÜRK TELEKOM, Gran Canaria, Nymbruk

    3.TORBA: Turow, St, Petersburg, Cholet, Bonn, Biella, Siauliai, Triumph, GALATASARAY CAFE CROWN

    4.TORBA: D.Moskova, Valencia, Panellinios, BEŞİKTAŞ COLA TURKA, Brose, Bilbao/Donetsk, Teramo, Hapoel

    *Butun Torbalar Cekildi

    A Grubu; Alba Berlin - Azovmash - Galatasaray - Teramo

    B Grubu; Le Mans- Hemofarm - Triumph - Valencia Basket

    C Grubu; Aris - Zadar - Siauliai - Hapoel Jeruselam

    D Grubu; Joventut - Unics Kazan - Telekom Basket - Besiktas

    E Grubu; Spirou Basket - TurkTelekom - St. Petersburg - "QR6"

    F Grubu; Benetton - Kızılyıldız - Cholet - Dinamo Moskova

    G Grubu; Nancy - Gran Canaria -Turow - Panellinios

    H Grubu; Ventspils - Nyumburk - Bonn - Brose Basket


    Hemen rakipler ile alakalı kısa bir degerlendirme yapmak istersek; Galatasaray'ın grubu Besiktas ve Turk Telekom'un grubuna gore daha zor bir grup goruntusu cizmekte. Besiktas'ın gruubnda Badalona oldugunu varsayarsak en kolay grubu Telekom cektiği soyleyebiliriz. Takımlar gruplarında ilk 2 sırada tamamlamak için mucadele edeceklerini dusunursek Besiktas ve Galatasaray'ın işleri Telekom'a gore daha zorlu.

    27 Ekim 2009 Salı

    I LOVE THIS GAME !!




    Perde açılıyor tahminleri alalım;


    MVP: LeBron James
    Savunmacı: Ron Artest
    Altıncı adam: Jason Terry
    Çaylak: Blake Griffin
    MIP: Greg Oden
    Koç: Phil Jackson

    Sayı: Dwyane Wade
    Ribaund: Dwight Howard
    Asist:Jose Calderon
    Top çalma:LeBron James
    Blok: Dwight Howard


    Doğu ilk sekiz:

    1- Cavaliers
    2- Celtics
    3- Magic
    4- Bulls
    5- Raptors
    6- Heat
    7- Hawks
    8- Wizards

    Batı ilk sekiz:

    1- Lakers
    2- Spurs
    3- Mavericks
    4-Blazers
    5- Jazz
    6- Hornets
    7- Suns
    8- Denver

    Final:
    Lakers-Celtics

    Sampiyon:
    Lakers

    Goran Nikolic Mersin'de


    Turkiye de basketbol oynayıp taraflı tarafsız birçok basketbolseverin beğenisini kazanan Goran Nikolic tekrardan Turkiye'ye dondu. Mersin'de Umit Sonkol Telekom'a gidince bir turlu 4 numara pozisyonunda kaliteli bir uzun bulamamışlardı ve şimdi hedefi 12 den vurmuş gibiler. Mersin adına cok yerinde bir transfer ozellikle hucumda cok buyuk katkılar sağlayacagı aşikar. Ilk 2 haftayı yenilgi ile kapatan Mersin bu hafta sonu da kendi sahasında Besiktas'ı agırlayacak. Ahmet Kandemir cogu zaman Besiktas maclarından galibiyet cıkaran bir koç bakalım iki takımı da zor maç bekliyor. Nikolic transferinin bir başka onemi ise Avrupa pasaportlu olması bu donemde ozellikle yabancı kontenjanında 3+2 (en az 2 Avrupa pasaportlu oyuncu) oldugunu da dusunursek cok iyi zamanda cok yerinde bir transfer hamlesi oldu. Son olarak da bu transferden sonra Mersin'de yabancı sayısının artması ile beraber genc oyuncuları Mijatovic ile yollar ayrılabilir.

    Besiktas - WBC Raiffeisen || Canlı Skor Takibi


    - Maça klasik beşimiz Chatman - Newley - Muratcan Güler -Cevher - Baxter beşiyle baslıyoruz.
    - 11-5 lik bir seri ile maça basladık.
    - 07.00; 15-9 önde olan taraf Besiktas.
    - Ilk periyod 26-15 sona eriyor.
    -Ikinci ceyrekte skor 29-22 Besiktas ustunlugu ile devam ediyor.
    - Maçta ikinci ceyrek devam ediyor skor; 33-22
    - 38-25 lik skorla ustunlugumuz var.
    Ilk yarıyı 49-35 önde tamamladık.

    Ilk yarıda ki skor dagılımı;

    Lonny Baxter 12 sayı
    Brad Newley 8 sayı
    Chatman 17 sayı
    Engin 6 sayı
    Adem Oren 2 sayı
    Cevher 2 sayı
    Fletcher 2 sayı

    2.yarı da 60-40 lık skorla ondeyiz.
    Mac artık koptu diyebiliriz son periyoda 75-54 onde giriyoruz.
    Son ceyrekte fark 13 sayıya indi; 88-75 lik skorla ustunlugumuz devam ediyor.
    Macta sonlara dogru yaklasırken 95-80 lik Besiktas ustunlugu devam ediyor.

    Mac tamamlandı ve 100-81 kazandık.

    Skor dagılımı;

    Mire Chatman; 34 sayı
    Lonny Baxter 20 sayı
    Cevher Ozer; 13 sayı
    Kevin Fletcher; 9 sayı
    Brad Newley; 11 sayı
    Engin Atsur; 6 sayı
    Haluk Yıldırım; 3 sayı
    Muratcan Guler; 2 sayı
    Adem Oren 2 sayı

    26 Ekim 2009 Pazartesi

    Kerem Gonlum'un Cezası Belli Oldu


    Cezası 1 sene olarak acıklandı. Artık Kerem Gonlum'un 2010 Dunya Sampiyonasında oynama ihtimali de kalmadı. Efes Pilsen itiraz edip acaba ceza iner mi bilinmez ama olası itiraz da bile Fenerbahce cephesi bu işin peşini bırakacagını sanmam.

    Ceza metni için

    25 Ekim 2009 Pazar

    TSL 10.Hafta Eskişehirspor-Beşiktaş


    Çok kritik ve önemli bir haftayı yine iyi futbol oynamadan ama belkide bu sezonun en değerli 3 puanını alarak kapattık. Maçtan önce sezon başından beri bütün maçlarda direk oynamış, rahatlıkla takımın omurgası diyebileceğimiz ve istikrarlı bir şekilde iyi oynayan Ferrari, Sivok ve Ernst'in olmaması, hafta içi gerçekten üst düzey mücadele sergilenerek oynanan Wolsburg maçı sonrası oluşabilecek yorgunluk akıllarımızda soru işareti olarak belirdi. Yorgunluk sorunsalınında sadece Türk takımları için geçerli olduğunuda belirtelim. Eskişehir'dede takımı taşıyan çok önemli oyuncuları yoktu. Eskişehirspor'un milli maç arası ve Ankaraspor'u bay geçmesi dolayısıyla 3 haftadır maç yapmaması kimilerine göre avantaj, kimilerine göre dezavantajdı.

    Eskişehir maça gerçekten şaşırtıcı bir sistemle başladı. Beşiktaş'ı kendi sahasında bekleyip, kapacağı toplarla kontratak yapmak yerine savumayı ortasaha çizgisine kadar çıkartıp Beşiktaş'a baskı kurmak istedi. Bunda istedikleri kadar başarılı olamadıklarını düşünüyorum. Beşiktaş ise her zamanki gibi final pası sorunu yaşadı. Ceza sahasının önüne kadar gelip orda bir pas hatasıyla hem olabilecek gol pozisyonuna giremeyip, dönen topun kendi kalemizde tehlike olması şampiyonlar ligi gibi Avrupa'nın en üst düzey liginde oynayan Beşiktaş'a hiç yakışmıyor. Kasımpaşa maçındada dediğimiz gibi Nihat ve Bobo gibi çok süratli 2 forvetimiz var. Rakibin defans bloğunu ortasahaya çıkarmış ve çok ağır stoperleri var ama koskoca Beşiktaş takımı final pasını yapıp pozisyona giremiyor. İnanılacak gibi değil. Bunda Tabata'nın yorgunluğununda çok büyük etkisi vardı. Tabata'nın yorgunluğunun fiziksel değil mental olduğunu düşünüyorum. Çünkü Wolsburg maçında uzatmalarla beraber maksimum 10 dakika oynadı. Bir hafta içinde çok önemli ve stresli 3 maçı mental anlamda kaldıramadığı apaçık belliydi. Çünkü daha maçın başında inanılmaz top kayıpları yaptı. Buda yüzde yüz konsantrasyon eksikliğiydi. Mustafa Denizli'de bunu görmüş olmalı ki 2. yarıya Tabata'yı oyundan çıkarıp, yerine sağbek Erhan'ı aldı.

    Bunun akabinde Ekrem'i sol açığa çekip Tello'yu da forvet arkasına aldı. Bu hamlenin başarılı olduğu pek söylenemez. Çünkü Eskişehir yorulana ve Nobre oyuna girene kadar 3. bölge dediğimiz forvet bölgesine belkide hiç gidemedik. Eskişehirspor 70. dakikaya kadar gücünü hiçde ekonomik kullanmadı. Yorgunluk emaresi göstermesi gereken taraf Beşiktaş idi ama tam tersi Eskişehirspor'un deyim yerindeyse 70. dakikadan sonra pili bitti. Nobre'nin girmesiyle top Eskişehir ceza alanı ve önünde oynanmaya başladı. Nobre'nin boş kaleye kaçırdığı gol gerçekten akıl alacak gibi değildi. Neyseki Eskişehir'in kullandığı bir duran topun dönüşünde Ekrem ile golü bulduk. Ekrem gerçekten çok değerli bir gol attı. Bu gol bizi resmen hayata bağladı. Golden sonra Nihat'ın egoistliği sonucu kaçan pozisyon Nihat'a hiç yakışmadı. İyi bir hazırlık dönemi geçirmeyen Nihat'tan sanırım ilk devre bitene kadar iyi bir performans beklemek pek akıl kârı değil. Maçın son anlarında Rüştü'nün yaptı çok kritik kurtarışlar vardı. Neyseki maçın sonu mutlu bitti.

    Maçta Beşiktaş adına ön plana çıkanlar üst düzey mücadeleleri ve konsantrasyonlarıyla 3 İbrahim'di. Tabiki Rüştü'nünde hakkını teslim etmek lazım. Kasımpaşa maçıyla birlikte iyi bir performans sergilemeye başladı. Hakem Tolga Özkalfa'da son dakikalarda kalemizde çok büyük bir tehlike olmasına neden olan Eskişehir'li oyuncunun eliyle oynamasını görememesi dışında gerçekten çok iyi bir maç yönetti. Maçın en çirkin olayı ise; Beşiktaş'ın altyapısından çıkan Bülent Kocabey'in maç bittikden sonra forma değişimi yapıldıkdan sonra Eskişehir taraftarının gazına gelip Beşiktaş formasını yere atmasıydı. Sırf taraftarına şirin gözükmek için kendisini yetiştiren camianın formasını yere atması tam anlamıyla terbiyesizlik ve cahillikti.

    İyi oyun olarak değil ama sonuç olarak Beşiktaş adına mutlu geçen bir haftayı geride bıraktık. Büyük takımlar her zaman iyi futbol oynayarak maç kazanmaz. Büyük takım demek ne kadar kötü oynarsa oynasın o maçı kazanan takım demektir. Eskişehirspor karşısında aldığımız bu galibiyetin, bugünkü Fenerbahçe-Galatasaray maçınıda düşünürsek lig maratonunda rotamızı çizdiğini söylersek yanlış olmaz herhalde. Mustafa Denizli bu takımın altıyla üstüyle fazla oynamazsa şampiyon olurmuyuz bilemem ama bu takım şampiyonluk yarışını ligin sonuna kadar götürür.

    23 Ekim 2009 Cuma

    Tbl'de 2.Hafta


    24 Ekim Cumartesi
    13:00 Erdemir - F.Bahçe Ülker (
    Spormax)
    15:00 Bornova Belediyesi - Tofaş
    15:30 Beşiktaş Cola Turka - Antalya BŞB (SkyTürk)
    16:00 Türk Telekom - Mersin BŞB
    18:00 Oyak Renault - Pınar Karşıyaka

    25 Ekim Pazar
    16:00 Efes Pilsen - Banvit (SkyTürk)
    16:00 Aliağa Petkim - Darüşşafaka Cooper Tires

    26 Ekim Pazartesi
    18:00 Kepez Belediyesi - G.Saray Cafe Crown (Spormax)

    22 Ekim 2009 Perşembe

    Bu Adamı Alandan Allah Razı Olsun


    O nasıl ikinci hamledir ya ...

    20 Ekim 2009 Salı

    Şampiyonlar Ligi II Wolfsburg maçı Artılar ve Eksiler

    Çok zor bir 90 dakika bizi bekliyor. Sanırım becerilerimiz dışında biraz da şansa ihtiyacımız olacak.
    Grupta Wolfsburg 3 puan ile ikinci sırada biz ise henüz puan alamadık. Dolayısıyla puanla dönmemiz gereken bir karşılaşma.
    Fakat kesinlikle Rusya'da yaptığımız hataya düşmemeliyiz. Öncelikle oyunu kontrol etmeli ve bireysel hatalar yapmamalıyız. Basit oynamak gerek bu tür maçları.
    Rakip CSKA dan son derece çabuk ve hızlı oynayan bir ekip aynı zamanda.
    Onların en büyük artıları zaten oyunu çabuk organize etmeleri ve direk hücumu düşünmeleri. Özellikle Boşnak oyuncuları Misimovic bu anlamda çok önemli bir oyuncu. Yanlız şu bir gerçek ki bu oyuncuyu durdurmak için mesela İ.Toramanı önlibero yapılıp üstüne de markaj görevi verilirse bu maçı bitiremeyiz. Çünkü araya çok çabuk ikinci bir adamı sokuyorlar ve ellerinde iki tane komple forvet var. Yerden ve havadan son derece etkililer üstelik ikili mücadelelerde sürekli ayakta kalıyorlar. Bu anlamda Sivok ve Ferrari'ye büyük bir iş düşecek.
    Özellikle hava toplarında Dzeko'nun üstünlüğü başımızı çok ağrıtabilir. Yan toplara çok dikkat etmeliyiz. Keza Grafite özellikle driplingleri ve tekniğiyle ağır savunmamızı çok zorlayabilir.
    Şu bir gerçek ki CSKA maçında ki gibi ikinci yarı sürekli kontra yersek karşımızda Krasiç değil Dzeko ve Grafite olacak. Bu bilinçle oynamalıyız.

    Öncelikle Beşiktaş'ın bu zorlu maçlarda kolay ve çabuk gol yeme hastalığından kurtulması gerekiyor. Yani oyuna bir direnç koyması gerekiyor.
    Beşiktaş maça iki Alman oyuncusuyla başlamayı ve orta saha üstünlüğünü rakibe vermemeli. Ayrıca Yusuf'un bu maçta oynamaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oyunu böyle kopmle oynayan takımlara karşı birde eksik kalırsanız hiç şansınız kalmaz.
    Gördüğüm kadarıyla en büyük eksileri geri dönüşlerde yer hatasını çok yapıyorlar. Çok hücumu sevdikleri için ayağa pas yapan takımlara karşı boş alan bırakıyorlar. Yani bunu set hücumlarında bile yapabiliyorlar.

    Bir şeyi ortaya koyalım. Bu tür maçlar öncelikle kaybetmeme maçlarıdır. Biz maalesef Manu değiliz içerde dışarda mutlak 3 puan için oynayalım. Bu maçta öncelikli hedef kontrollü oyun ve 1 puan olmalı. Eğer ki rakibin zaaflarını kullanabilirsek bundan yararlanabiliriz.

    Maça kesinlikle Nobre ile başlamalıyız. Bunun nedeni Bobo'ya karşı olmam değil fakat rakibin kendi sahasında ne kadar rahatsız edersek organize olmalarını o kadar geciktirmiş oluruz.
    Oyunu kontrol etmek içinde iyi bir Tello ve Tabata'ya ihtiyaç var.

    Bu maç için düşündüğüm kadroya gelince ;


    Şansımız açık olsun umarım kazanırız...

    19 Ekim 2009 Pazartesi

    Avrupa Perdesi Acılıyor || Besiktas - WBC Kraftwerk Wels


    Beşiktaş Euro Cup ön eleme macında Avusturya'nın WBC Kraftwerk Wels ekibiyle bugun deplasmanda karşılaşacak. 2 sezon once eski adı ile Uleb Cup'da Final Eight'e kalan Besiktas bu sezonda iddalı kadrosu ile yine aynı basarıyı yakalamaması için hiçbir neden yok. İlk maç yarın TSİ 21.00'de Avusturya ekibinin sahasında oynanacak. Rövanş mücadelesi ise 27 Ekim'de Akatlar'da oynanacak.

    Macın previewını buradan inceleyebilirsiniz.

    TSL 9.HAFTA II BEŞİKTAŞ - KASIMPAŞA

    Kazanan haklımıdır ya da kazanmak herşeyin üstünü örter mi ? Sonuç futbolun doğasında ki en yegane başarı derecesidir belki ama bu bize bazı şeyleri anlamamız için yeterince yardımcı olmuyor.

    Hani derler ya, futbol basit bir oyundur ama en zoruda basit oynamaktır diye. Ne kadar doğru söylemişler. Aslında futbol basit olduğu kadar ilginç de bir oyun. Düşünün ki sezonun başında birçok maçta hatta Galatasaray maçını da içine katarsak oyun olarak bize maç kazandıran şu haftalarda ki oyunumuzdan daha iyiydik.

    Mustafa Denizli'nin Toraman tercihi mevkii seçimi, Yusuf ısrarı yada bir başka kadro tutarsızlığı hakkında yazmak istemiyorum. Çünkü anladım ki bunları yapması onun kendi karakteri. Yani Mustafa Denizli işte bu. Herzaman da bunu yapacak. Bu yüzdendir ki iki sene üst üste başarılı olamıyor. Bu yüzdendir ki şampiyon olunmasına rağmen görevinden alınıyor. Kısaca anlatmak istediğim bize yanlış gelenler onun için birer tespit. Sonuç olarak o bu takımın patronuyken hiçbir zaman bir sistemimiz de olmayacak bir standarımızda.

    Fikstürün bize getirdiği kolaylık maxiumum şekilde kullanılınca arayı kapar gibi olduk birazcık da olsa. Aslında önemli olan Trabzon deplasmanına kadar kaybetmemek. Yani puan kaybetmemek. Eminim ki bu süreçte doğal olarak kayıplar yaşanacak zirvenin diğer adaylarından ve eminim ki biz kazanırsak geçen seneki yaşananlar tekrar hafızalar da anımsanacak.Bu uğurda birazcık şansa birazcık da istikrara ihtiyacımız var. Bu istikrarı içimizde yaratabiliriz yeterki hocamız bunu bizden esirgemesin.

    Maçta maçın önüne geçen bir diğer konu tribünlerin öfkesinin hala devam etmesiydi. Özellikle gol sonralarında Demirören ve ekibi istifaya davet edilip maçın içinde takımın desteklenmesi zekice gönderilmiş bir mesajdı. Sözün özü Beşiktaş taraftarı artık günü kurtarmakdan ziyade geleceği kurtarmak istiyor. Daha doğrusu kurtarılmasını istiyor ve bunun yolu yapılacak kongreden geçiyor.

    Taraftar bunu istiyor. Taraftar bunu istiyorda peki hakem ne yapmak istiyor ? Kasımpaşa'nın ataklarını bir sartı kartı göstermek uğruna keserek yada Ferrari-Cenk mücadelesinde tuhaf bir penaltı ve kırmızı kart göstererek. Aslında bir istikrar da hakemlere lazım. Galarasaray-Trabzonspor maçında Arda kartlık pozisyonlarda birinde uyarı alıp birinde sarı kart gösterilirken Ernst ise uyarılmadan çift sarıdan atılırken ya da Cenk hafif bir darbeyle taklalar atarken Servet-Serkan mücadelesinde "Servete" maruz kalan Serkan'ın düşmesine devam kararı verilirken aklımıza hep gelen düdüklerdeki istikrar.

    Aslında herkese bir istikrar lazım. Ama herşeyden önce bize lazım...


    Not : Aramıza yeni katılan Cuneyt Fatih arkadaşımıza hoşgeldin demek istiyroum. Yazıların devamını dilerim...

    18 Ekim 2009 Pazar

    Beşiktaş-Kasımpaşa Maçının Ardından



    Maçtan önce statda gerginlik hakimdi. Denizlispor maçındaki tribün olayları hala herkesin hafızasındaydı. Ama korkulan olmadı neyseki bu maçta tek bir ağızdan söylenen tezahüratlar birlik ve beraberliğin tekrar sağlandığının göstergesiydi. Gerek ısınmaya çıktıklarında gerekse maça çıktıklarında futbolcular tribünlere çağırılarak arkanızdayız mesajı verildi. Rüştü'nün tribünlere yaptığı tavır ise gözlerden kaçmadı.

    Maça dönecek olursak, artık stadyumdaki yada ekran başındaki taraftarlar Denizli'nin çıkardığı kadroyu yadırgamıyorlar. Her hafta şapkadan tavşan çıkaran Denizli'nin bu haftaki tavşanı 5 aydır top oynamayan ve alışık olmadığı önliberoda görev alan İbrahim Toraman'dı. Ama şunu belirtmek gerek 5 aydır top oynamayan bir futbolcu için gerçekten Toraman iyi oynadı. Maç eksikliği belli oldu oyunun son bölümünde gerçekten fiziki yetersizliği açığa çıktı. Ama Mustafa Hoca onu 90 dakika oyunda tuttu.

    Maça Beşiktaş hızlı başlayamadı neyseki Nihat ile erken bulunulan gol imdada yetişti. Nihat'ın gol atması kendisi açısından ilaç olabilirmi orası biraz şüpheli. Çünkü Nihat bazen sağ açık bazende sol açıkda görev yapıyor. Forvette oynadığı zaman ileride tek forvet olarak oynuyor. Nihat'ın bu şekilde oynatıldığı takdirde fazla gol atamayacağı herkesçe biliniyor. Ama dünkü Nihat daha istekli ve daha sağlamdı. Beşiktaş'ı ileriye taşıyan oyuncuydu. Kendi sahamızda erken bulduğumuz golle doğal olarak fark beklentisine girdik. Golden sonra Kasımpaşa defansı orta sahaya kadar çıktı. Nihat ve Bobo gibi süratli oyuncularla savunma arkasına sarkıp bol gollü maç olacağını sanan Beşiktaşlılar maalesef yanıldı. Lig sonuncusu Kasımpaşa karşısında kendi taraftarı önünde erken bulduğu golden sonra kontrollü futbol oynatıp rakibi kendi yarı alanında karşılayan ve taraftarı uyutan futbol oynatan zihniyete yazıklar olsun. Topu ayağında tutan, ileride basan Kasımpaşa takımıydı. Yani roller değişmişti. Beşiktaş'ın oynaması gereken futbolu Kasımpaşa oynadı. Takımda kimse taşın altına elini sokmak istemiyor, sorumluluk almıyor. Defanstan çıkan şişirme toplar ile pozisyon bulmaya çalışıldı. Koskoca Beşiktaş 4-5 pas üstüste yapamadı. Gerçekten üzüntü verici bir durum. Kasımpaşa'nın belki çok pozisyonu yoktu ama 90 dakika boyunca oyunun kontrolü onlardaydı. Hakeminde etkisiyle son dakikalarda geçen seneden alışık olduğumuz o geçmek bilmeyen dakikaları yine yaşadık. Neyseki çok kötü bir oyundan sonra teselli olarak 3 puanı aldık. Mustafa Denizli yine günü kurtardı. Ama Beşiktaş'a oynattığı futbol gelecek açısından hiç umut vermiyor. Tam 1 senedir bu takımın hocası ama gün geçtikçe Beşiktaş futbol olarak çağdaş futboldan dahada uzaklaşıyor. Kimin nerde oynadığı belli olmayan bir sistem ve tamamen yetenekli oyuncuların bireysel çabalarına mahkum edilmiş bir takım yapısı ile süper ligde bile lig sonuncusuna karşı oyun kontrol edilemiyorsa, şampiyonlar liginde Wolsburg karşısında ne yapacak bu takım gerçekten merak ediyoruz. Takımda sezon başından beri değişmeyen 3 adam Ferrari, Sivok ve Ernst. Bu 3 oyuncuda haftaya Eskişehirspor maçında cezalı. Haftaya Mustafa Denizli'nin şapkadan daha fazla tavşan çıkarması gerekecek. Çok sürpriz bir kadroya hazırlıklı olalım. Nobre'yi 4'lü defansta tandemde görürsek kimse şaşırmasın. Mustafa Denizli'nin ne yapacağını kimse kestiremez.

    Hakem Hüseyin Göçek hem Beşiktaş hemde Kasımpaşa açısından gerçekten çok kötü bir maç yönetti. Kasımpaşa'nın kesilen avantajları ve Beşiktaş aleyhine verilen penaltı ve akabindeki kırmızı kart. Pozisyonu canlı ve net bir şekilde gördüğüm için çok rahatlıkla Cenk'in kendini yere attığını söyleyebilirim. Son dakikalardaki eziyet için hakeme yüklenmeye gerek yok. Maçta goller dışında ortada gözükmeyen Beşiktaş takımı var. Koskoca Beşiktaş takımının kendi taraftarı önünde bu kadar kötü top oynamaya hakkı yok. Kötü futbolda Denizli'nin olduğu kadar futbolcularında çok büyük payı var. Artık Beşiktaş gibi Türkiye'nin en eski ve ilk spor kulübünde oynadıklarının farkına varmalılar. Denizlispor ve Kasımpaşa galibiyetleri sadece yaraya pansuman oldu. Taraftarın gözü Wolsburg maçında. Bu futbolla işimiz zor ama Almanya'dan gelecek bir galibiyet yönetim bazında değil ama teknik olarak yaraları iyileştirebilir. Futbolculara büyük bir özgüven getirir.

    Gecenin bence en güzel olayı tribünde söylenen ''Kim gelirse gelsin, adam gibi gelsin. Beşiktaşımıza iyi şeyler versin'' tezahüratıydı. Bu tezahürat kimsenin goygoyculuğunu yapmayan hiçbir menfaat beklemeden karşılıksız bir şekilde sadece Beşiktaş'ı seven milyonlarca Beşiktaşlının hislerine tercüman oldu.

    17 Ekim 2009 Cumartesi

    Besiktas 77-68 Daruşşafaka


    Maça geçmeden once salon yaşanan ilginç anektodları paylasmak isterim. Oncelikle salonun girişinde verilen kokteyl çok şıktı( kokteyl de bulunmasak da:) organizasyon acısından) ve Besiktas'ın şampiyon kadrosu da salonda idi. Bu organizasyonu saglayan herkes alkışı sonuna kadar hakketti. ( Bu organizasyon sayesinde o meshur Tom Davis'i de gormus olduk)

    Bir diğer dikkatimi çeken olay ise açıkcası biraz bizleri uzdu. Maçta en fazla 100-150 arası Besiktas taraftarı olmasına ragmen salonda ve cevresinde en az 50 ile 100 arası polis vardı. Nerede ise 1.5 taraftara 1 polis dusuyordu.

    Maça geçecek olursak ilk periyod da özellikle maçın başında yapılan sert savunma ve hızlı hucumlar ile rakibe ustunluk saglayan Besiktas'a karşı Davidson artı 4 kısaya donen Dacka 21-12 yenik durumdan periyodun sonunda 23-21'e getirdiler skoru. Bunda Davidson ve Hakan Demirel'in etkinliğinin yanında ek olarak da alınan hucum ribaundları da etkin rol oynadı.



    Maçın 2.çeyreginde Hakan'ın Polat'ın uclukleri ve Davidson'ın hucumda ki ekstra performansları ile maç dengede devam etti. Besiktas'da Engin'in eksikliğinden oturu bir turlu oyun içerisinde Chatman'ı dinlendirilememesinden oturu oyunda savunma yonunde istenilen direnc saglanamadı ve pota altını da 2.ceyrek de nerede ise hiç kullanamadığımızdan ilk yarıyı 40-38 geride kapattık.

    Ikinci yarı da ise tamamen toparlanan bir Besiktas vardı sahada Chatman-Cevher ve en önemlisi Haluk Kaptan'ın hem hucumda hem de savunmada inanılmaz katkısı ve bunun yanında Kevin Fletcher'ın kattıgı sertlik ve hucumda ki istikrarlı performansı ile fark bir anda açıldı.

    Maçın koptuğu an ise Chatman'ın ust uste 2 savunmada kaptığı top ve hemen akabininde Fletcher'e yaptıgı harika asist ile maç koptu ve maç sonuna kadar o fark korundu ve maçı Besiktas 77-68 kazandı. Dacka adına 2. yarıda en etkili olan isim Stefan Jackson'dı. Hatta bir ara 4 hucum ust uste Jackson içeriye drive ederek delicik ozelliğini kullanarak ya faul aldırdı ya da basket buldu.

    Son olarak da Mire Chatman gercekten buyuk bir jesti hakediyor ligin ilk maçında istatistikleri; 9 Sayı - 9 Ribaund - 7 Asist - 5 Top Calma bir guard daha nasıl bir ust duzey performans sergilyebilir ki ...