rss
twitter

    26 Mart 2010 Cuma

    Uzay Takımı Beşiktaş !


    Bu takıma boşu boşuna kolej takımı denmedi. Futbolcu dediğin öncelikle kompleksiz olmalı o dönemin futbolcuları gibi. Inanılmaz bir fotoğraf, stereotype'a fotograf icin tesekkur ederim.

    foto: stereotype ball

    25 Mart 2010 Perşembe

    7. Yabancı Radivojević (Mi)


    Yine yeni yeniden basketbol da olumsuz anlamda istikrarlı performansımızı devam ettiriyoruz ve bu sezon da sakatlıklar, cezalar derken 7. yabancımızı transfer etmek üzereyiz. Ama kimse merak etmesin Baxter'da süresiz kadro dışı bırakıldığına göre geçen seneki rekorumuz yine kırıp 8. yabancıyı da görürsek şaşırmayalım. Chatman'ın cezası ile transfer edilen Perry'de sakatlanınca yeni bir guard arayışlarına giren Besiktas, Sırp guard Vuk Radivojevic ile transfer görüşmelerine başlanmış hatta sırp basınına bile haber yansımız durumda. Oyuncu hakkında herhangi bir bilgi sahibi değilim. Ama her ne olursa olsun Sırp altyapısından yetiştiği için oyun disiplini oyun bilgisi kesinlikle belli bir seviyenin uzerindedir diye dusunuyorum. Istatistiklerine de baktığımızda atmakdan çok oynatmayı seven bir oyuncu olduğu gözleniyor. Hemen tabi kafalarda bazı sorular da takılmıyor degil bu kadar hızlı tempoda oynayan bir takım için doğru bir secim mi ?? Aslında öncelikle gerekli mi boyle bir transfer bu da bi dusunulmeli cunku taraftarların birçoğu playoff lar dahi başlamadan kontağı kapatmış durumda. Eğer Perry 1-2 hafta sonra dönecek ise bence ekstra maddi bir yük yüklemenin gereksiz olduğunu düşünüyorum.

    23 Mart 2010 Salı

    Son 20 yılın En Iyi 10 Komedi Dizisi

    Geçenlerde bir arkadaşın isteği ile yeniden tozlu arşivlere göz gezdirmek gerekti. Işte o anda arkadaşın tepkisi ile iyice arsivin canına okuduğumu farkettim. 1920'lerden bugune kadar cok fazla sayıda olmasa bile geçtiğimiz senelere damga vurmuş dizileri filmleri macları görünce bir anda eski günleri yad etmiş olduk. Hidayet'in Sacremanto yıllarından, George Costanza'ın loserlığına kadar az ama öz olan bu arşivi artık bir şekilde değerlendirmek lazım diyip konulara yayarak bir liste oluşturmaya karar verdim. Ve en zor dal olan komedi dalı ile bu yazı dizisine start veriyorum.

    Öncelikle kişisel bir liste hazırladım, herkesin farklı favorileri olabilir.

    10.NewsRadio


    Listeye Amerikaların hep Afacan Dennis gözü ile baktığı Phil Hartman'ın harika dizisi NewsRadio ile başlıyoruz. Ulkemizde hem cnbc-e de hem de Digiturk Comedy Max'de yayınlanan NewsRadio bir ofis dizisi kıvamında. Oyle bir ofis düşünün ki herkes birbirinin arkasında sallasın ama yüz yüze karşılaştığında anında yalakalığa başlasın. Ozellikle Phil Hartman'ın canlandırdığı Bill karakteri şahane. Dizide en beğendiğim karakter olduğunu söyleyebilrim. NewsRadio'nun bu denli şahane olmasının tek nedeni ise çok sağlam oyuncu kadrosuna sahip olmasıdır.

    9.Black Books


    Listede şimdi bir Ingiliz Komedi dizisi olan Black Books yer alıyor. Ingiliz komedi dizilerine hasta oluyorum. Bize çok yakın komedi anlayışları var. Belki de dizilerinde her seferinde looser bir karakter uzerinden gittikleri içinde olabilir. Zaten bu liste de sıkca Ingiliz dizilerine de yer verecez. Black Books dizisi bir kitapcı sahibi, yardımcısı ve bir de arkadaşı aralarında başından geçenleri anlatıyor. Oyle bir dizi ki her izlediğinde gülme krizlerine sokuyor insanı gün geliyor bütün gün kitap okuyan ve gelen muşterilerine tek kelime ile eziyet ettire ettire kitap almalarını sağlayan bir kitapcı gün geliyor o kadar ince detayları seyircilere işliyorlar ki güldürmenin yanında düşündürmeyi de eksik etmiyorlar.

    8.How I Met Your Mother


    Her ne kadar kişisel bir liste olsa da How I Met Your Mother Türkiye'de ki popularitesi sayesinde listeye girmeyi hak kazanıyor :) Suit Up Barneysi ile dizinin başlarında ki looserı ve sonradan açılanı Ted son zamanlarda diziyi sürüklüyor gibi gözüksede bana artık eski tadı vermiyorlar. Sanki zorlayarak artık oynuyorlar gibi. Tabi bide dizinin ana teması var her ne kadar bu diziyi sırf gülmek için tercih etsekde artık annenin de bir şekilde belli olup onun uzerinden dizinin işlenmesi gerektiği düşüncesindeyim.

    7.Married With Children


    Böyle bir listede Al Bundy'i koymamak olmazdı tabiki. Televizyon tarihinin belki de en eğlenci ailelerin başında gelir. Yani tam bir aile komedi klasiği diyebiliriz. Bu diziyi izleyenler resmen Bud ile beraber büyümüşlerdir. Bide cocuk oyle ki her sezon en az 5 cm uzardı. Ve hakkını da verelim en az Al Bundy kadar Bud Bundy karakteri de dizinin klasik olmasında en önemli unsurların başında geliyordu.

    6.It's Always Sunny In Philadelphia


    Son zamanlarda özellikle son 5 yılın bence en iyi 2-3 komedi dizisinden biridir It's Always Sunny In Philadelphia. Ilk 5 efsanelerle dolu olduğu için ilk 5'te kendine yer bulamadı:) Öncelikle dizi inanılmaz komik, genellikle komedi dizileri arkadaşlarla beraber ortamlarda cok daha farklı sarsa da bu dizi tek başına bile izlesenen gülme krizlerine gireiblirsin. Tek kelime ile 2000'li yılların efsane dizileri arasına şimdiden girdi diyebiliriz.

    5.The Office


    Ve listede yavaş yavaş yukarılara doğru çıkıyoruz. :) Ilk beşte kendine yer bulan ilk dizi The Office. Öyle bir dizi ki, eğer Ingiliz versiyonunu izleyen biri The Office başlarsa ilk sezonu bitirdikten sonra ikinci sezona başlaması mucize olur. Cunku ilk sezonu nerdeyse Ingiliz versiyonu ile aynıydı.Günümüzde birçok dizi 3 sezonda bütün malzemeyi bitiriyorken The Office her gecen sezon bir önceki sezondan çok çok daha iyi performans sergiliyor. Ve son sezonda da artık eğlendirirken düşündürmüyor sadece eğlendiriyor. Böyle bir ofis de ve böyle bir patronla kim çalışmak istemez ki ..

    4. Coupling


    Listede şimdi ki durağımız yine Ingiltere. Ingiliz komedilerinin her ne kadar bazen iğrençleşse de hep bir seviyenin üzerinde olduğundan bahsetmiştim.Şimdi bir Jeff karakteri nasıl düşüncelerle yaratılabilir ki, bi naked bolumu var ki zaten kendi başına bi efsane. Her sezon sadece ve sadece 6 bolum olan ve 4 sezon yayınlanan yani toplam 24 bolum ile bir efsane olan Coupling'in senaristlerini de böyle bir dizi yarattıkları için de kutlarım :). Eğer eski günleri yad etmek veya canınız sıkıldığında Coupling'i izlemek isterseniz ve arşivinizde de yoksa; Ttnet'in televizyon çalışması olan Tivibu'da Coupling'in bölümlerine ulaşabilirsiniz.


    3.Friends


    Ve listede ilk üçe geldik. Uc numara da 90'lı yılların belki de efsanevi iki dizisinden biri olan Friends var. Atv'de hemen hemen her gün hatta bazen günde 2 bölüm birden yayınlanırdı. Dizi final bölümü ile sanırım 52 milyon izleyici ile en çok izlenen dizi bolumuydu. Final bolumunde 30 saniye reklam için 2 milyon dolar verildiği bile söylendi. Işte böyle efsane bir dizi idi Friends. Dizide karakterler arasında harika bir uyum vardı ve en onemlisi neredeyse her bolum farklı karakterler uzerinden farklı ayrıntılar ile işleniyordu.

    2.The It Crowd


    Işte bana göre son yılların It's Always Sunny In Philadelphia ile beraber en komik dizisi The It Crowd. Artık meslekten midir nedir :) dizinin neredeyse her sahnesi kendi başına bir bomba. The Internet sahnesi var ki inanılmaz hele google dan interneti çökertme fikri insanı yerlere yatırır işte böyle bir komik bir diziden bahsediyoruz. Bana göre ne Coupling ne de Friends favorim The It Crowd. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Hele o ölen patron yok mu; bu şirketi büyük bir impatatorluk yaparken elimde 6 milyon pound'dan başka hiçbişey yoktu =))))

    1.Seinfeld


    Ve geldik zirveye.Kesinlikle gelmiş geçmiş en komik dizi olan Seinfeld zirveyi de sonuna kadar hakediyor. George dan Kramer'a Elaine'den dişleri sıkarak Newman'a kadar her karakteri ile her bolumle işlenen konu ile, Tom's Restaurant'ı ile yani tek kelime ile her şeyi ile komik olan dizidir Seinfeld.

    Ozhan Canaydın'ı Kaybettik




    Spor kamuoyunda bu hafta içerisinde ki ikinci kötü haberi dun sabaha karşı aldık. Taraflı tarafsız birçok sporseverlerin saygıyla yaklaştığı Türk sporunda centilmenliğini en güzel şekilde yansıtan Galatasaray'ın gecmiş dönem başkanı Özhan Canaydın'ı kaybettik. Allah'dan rahmet sevdiklerine de baş sağlığı diliyorum.


    Galatasaray'a Adanmış Bir Hayat: Özhan Canaydın

    2.5 yılı aşkın bir süredir amansız bir hastalıkla mücadelesinde bu gece yenik düşen G.Saray eski başkanlarından Özhan Canaydın, 23 Ocak 1943 tarihinde Bursa'da doğdu.

    Galatasaray Lisesi'nde devam eden eğitim hayatı boyunca sporla ve özellikle basketbolla uğraşan Canaydın, Galatasaray Spor Kulübü'nün Yıldız, Genç ve A Takımlarında basketbol oynadı, 1962 yılında Genç Milli Takım'la beraber Avrupa Gençler Şampiyonası'na katıldı. Özhan Canaydın 1963 senesinde Türkiye şampiyonu olan Galatasaray Basketbol Takımı'nın da içinde yer aldı.

    1957 yılında 155 sicil numarasıyla Galatasaray Spor Kulübü üyesi olan Özhan Canaydın, bu dönemde 14 yaşındaydı ve kulübün en küçük üyesiydi. 1964 yılında profesyonel basketbolu bırakan ve aile mesleği olan tekstil işine giren Canaydın, dokuma, örgü ve konfesksiyon alanlarında faaliyet gösterdi.

    Galatasaray ile ilişkisi hiçbir zaman kopmayan ve her zaman camianın içinde yer alan Canaydın, Ali Tanrıyar, Alp Yalman ve Faruk Süren'in başkanlık dönemlerinde yönetim kurullarında yer aldı, çeşitli görevlerde bulundu. Mart 2002 seçimlerinde Galatasaray Spor Kulübü Başkanlığına adaylığını koyan Özhan Canaydın, bu seçimi kazanarak Galatasaray Spor Kulübü'nün 33. başkanı oldu. Mart 2004 ve Mart 2006 seçimlerinde de başarılı olan Özhan Canaydın, Galatasaray Spor Kulübü'nün, üç dönem üst üste başkanlığını yaptı.

    Özhan Canaydın, 1965 yılında Asuman Canaydın ile evlendi ve çift Murat ve Zeynep isimli iki çocuk sahibi oldu.

    20 Mart 2010 Cumartesi

    Allah Acil Şifalar Versin Tanjevic




    Sabah maliano da gun içerisinde de Hurriyet gazetesinde yer alan haber de Tanjevic'in toplumda görülme sıklığı 10 binde 5 dolayında olan kolon kanseri hastalığına yakalandığı ifade edildi. Bu haberi duyar duymaz ne kadar üzüldüm anlatamam. Ayrılık gercekten boyle olmamalıydı. Allah acil şifalar versin. Dünya Şampiyonası, Milli Takım, basketbol artık herşey ikinci planda inşallah en yakın zamanda Tanjevic sağlığına kavuşur.

    17 Mart 2010 Çarşamba

    Facebook > Google


    Ve facebook bir imkansızı daha başararak Google'ı geçmeyi başardı. İnternet trafiğini takip eden Hitwise firmasının rakamlarına göre 8 Mart’ta başlayan hafta Facebook’un trafik payı yüzde 7.07 olurken, Google yüzde 7.03’te kaldı. Bu rakamlar bile artık internetin amacından saptığının göstergesi. Türkiye'de ise trafik sıralamasına göre Google'ın liderliği sürüyor. Alexa web istatistik sitesi verilerine göre ilk sıradaki Google.com.tr'yi Facebook.com izliyor. Üçüncü sırada Google.com, dördüncü Microsoft'a ait live.com, beşinci sırada ise erişim yasağı uygulanan Youtube.com yer alıyor.

    16 Mart 2010 Salı

    Rüştü Reçber Olabilmek


    30 senedir hemen her gece rüyamda Süper Lig’de futbol oynadığımı görürüm. Eğer rüyalarım 1 günlüğüne gerçek olsa ve bir seferliğine yeşil çime çıkma şansı bulsaydım; sizi temin ederim, Hagi gibi bir frikik, Rıdvan gibi bir çalım atmanın değil, Rüştü gibi topun kornere çıktığını itiraf etmenin gururunu yaşamak isterdim. İyi ki varsın Rüştü..."

    Uğur Meleke / Milliyet
    16.03.2010

    15 Mart 2010 Pazartesi

    Portland'da Hidayet'e Tepki



    Dün akşamki Portland-Toronto maçında sezon başında Portland ile son anda anlaşmaktan vazgeçen Hidayet'e çok büyük tepkiler vardı. Nba'de nadir olarak gördüğümüz görüntülerden biri gerçekleşti. Hidayet topu eline her alışında yuhalandı ancak Hidayet bu tepkilerden hiç etkilenmedi. Ozellikle maç sonunda Toronto yayınlanan makaleleri ve forumları okuduktan sonra Hidayet adına bayağı üzüldüm. Umarım en yakın zamanda istikrar yakalar. Çunku playoff lara doğru yaklaşılırken en büyük eksikliği yeni takımında hala bir istikrar yakalayamaması. Sezon sonuda Dünya Şampiyonasını da düşünürsek Hidayet'in kesinlikle moralli ve kendine güvenmiş şekilde gelmesi lazım. Çunku Milli Takımda ona çok ihtiyacımız var.

    foto

    14 Mart 2010 Pazar

    Beşiktas 88-79 Bornova Bld


    Dün ki maçta televizyon yayını olmadığı için maçı takip etme şansımız olmamıştı. Ancak Izmir'de ki hemen hemen bütün maçlara giden Beşiktaşbasket'den Hamdi abi maçı ayrıntılı biçimde anlatmış. Bize de bu güzel bilgileri herkesle paylasma düşer.

    Maçın başlarında Feder'i pota altında çok iyi kullandık, Perry sakatlanana kadar.
    Bornova'lı oyuncular devamlı faul yapmak zorunda kaldılar. Thomas hemen faul problemine girdi daha maçın başında.
    Perry sakatlanınca maalesef bu üstünlüğümüzü kullanamadık, Engin ile.
    Engin, bugün çok skorerdi ama oyun kurma anlamında sorumluluk sadece onun üzerinde kalınca maalesef bu sorumluluğun altından kalkamıyor.
    Özellikle ikili oyunları çok zayıf.
    Bugün pek iyi oynamadık, takım olarak ama işte kalite farkı maçı almamızı sağladı. Ohannes abiye maçın 3. periyodu idi zannedersem, bu maçı alırız dedim. O arada skorda neredeyse kafa kafaya idi ama Bornova şu aralar hem formsuz, hemde baktığınız zaman kapasitesi zayıf bir takım. Gerçekten şu anda ligde bulundukları yer kapasitelerine göre oldukça iyi.
    Shipp'i önce Engin, sonra Muratcan ve Newley ile tuttuk. En başarılısı Newley oldu.
    30'un üzerinde sayı attı ama hep maçın belirli bölümlerinde sayı buldu, Shipp.
    Kritik anlarda sahnede yoktu.
    Maçta ilk kez 11 sayı öne geçmişken, Cevher ve Feder üstüste iki hata yaptı ve fark birden 3 sayıya indi.
    Hocamız o anda mola aldı ve Feder'e bayağı bir fırça attı. Feder'de karşılık verdi. Ondan sonra hocamız 4 kısaya döndü ve Feder'i bir daha oyuna almadı. 4 kısalı oyunda da hep dış şuta dayalı bir oyun oynadık.
    Ama hep düzenli hücumlar sonrasında dış şut kullandık.
    Pek öyle acele ya da elüstü şut kullanmadık.
    Bu nedenle 3'lük yüzdemiz çok iyiydi.
    Faullerde acayip problem yaşadık, özellikle ilk yarıda.
    Perry sakatlanmasa bence maçı çok daha başlarda rahat koparırdık.
    4 kısalı düzende özellikle savunma ribaundlarında çok zorlandık.
    Bu nedenle maç sonu ribaundlarda Bornova daha fazla ribaund almış gözüktü.
    Cevher biraz formsuzdu.
    Haluk her zamanki gibi güvenilirdi.
    En çok Brad Newley'i beğendim bugün. En çok o çalıştı.
    Adem, maçı koparan adamdı. Özellikle savunması çok iyi Adem'in. Bugün çıplak gözle de şahit oldum. Duracağı yeri çok iyi biliyor.
    Attığı 3'lükler ise çok normal benim için. Hücumda en büyük numarası 3'lükler çünkü Adem'in. Ben ona 3'lük atış kaçırınca kızıyorum.
    Bugün çok dar rotasyona rağmen kalitemiz ve iyi oyuncularımız ile sonuca ulaştık.
    Seyircimizde çok katkı verdi.
    Özellikle 2. yarı çok iyi basketbol seyirciliği yaptılar.
    Savunmada iken ıslık, oyun durduğunda ise tezahurat yaptılar.
    Maçın sonlarına doğru da bol bol makara yaptılar.
    Seyircimiz gittikçe olgunlaşıyor, Aliağa maçında da ben seyircimizi çok beğenmiştim. En fanatikleri bile pek sağa sola bulaşmıyor artık.
    Sonuçta güzel bir cumartesi günü oldu İzmir'de.
    Takımımız herşeyden önce Beşiktaşlılık ruhuna çok yakışıyor.
    Sahada savaşıyor, mücadele ediyor ve zorluklardan yılmıyor.
    Ben bu takımı çok seviyorum.


    Hamdi Çöllüoğlu

    13 Mart 2010 Cumartesi

    Şakaysa Çok Komik Ciddi ise Daha Da Komik



    "Hedefler bitmez. İnsanın çıtası yüksek. Yapacak çok şeyim var. 28 yaşımdayım, kaleciliğin çıkış noktasındayım. Verimli olmam lazım. Ortalama olarak iyi sezon geçirdim. Fenerbahçe kalesini koruyorum. Adımdan söz ettireceğim. Bana göre zaten dünyanın en iyi 10 kalecisi içindeyim, ama hedefim en iyi 3-5 arasına girmek.''

    12 Mart 2010 Cuma

    Arthur Zico & Marat Safin





    Zico hayranları ile beraber :) Bu adamın da kıymetini bilemedik ya ...

    2010 Formula 1 Sezonu


    Schumacher'in geri dönmesi Alanso'nun da Ferrari'ye geçmesi ile son yıllarda iyice dibe vurmuş olan Formula imajı bu sezon yeniden tavan yapacak gibi. Özellikle değişen kurallardan sonra çok daha heyecanlı bir hal alacaktır. Bu sezon belki de en çok merak edilen isim son şampiyon Brawn GP koltuğuna oturan M.Schumacher olacaktır. Ikinci bir Michael Jordan vakasıyla karşı karşıyayız. Umarım böyle bir efsane pilot hayal kırıklığına uğratmaz.

    Biraz da Değişen kuralları belirtelim;
    (F1 Klubu TRT)

    YAKIT İKMALİ YOK: 2010'da araçlar yakıt ikmali yapamayacak.

    AĞIRLIK ARTTI: Full depo ile piste çıkan pilotların 620 kg'lik ağır araçlarla mücadelesine tanık olacağız.

    KISALAN PİT-STOP SÜRELERİ: Yakıt ikmali olmadığından pit-stop süreleri 2 saniyenin de altına düşecek.

    GENİŞ ARAÇLAR: Araçların ağırlığına uyum sağlanarak yeni sezonda araçların dingil genişliği arttırıldı.

    YENİ TEKERLEKLER: Ön tekerlekler 270mm'den 245mm'ye daraltıldı.

    PUANLAMA: Yeni sistemde birinciye 25 , ikinciye 18 puan verilecek. Diğer 8 pilot ise sırasıyla 15, 12, 10, 8, 6, 4, 2 ve 1 puan alacak.


    - Değişen kurallar da ilk göze çarpan kural yakıt ikmalinin kaldırılması. Artık o eski pit-stop heyecanları tarihe karışmış olacak. Bununla birlikte yarış başında arabaların çok ağır oldugundan ötürü hız konusunda da beklenen karşılanamayacak gibi.


    Son olarak da Turkiye GP'si 30 Mayıs 2010 tarihinde sezonun yedinci yarışı olacak.

    11 Mart 2010 Perşembe

    Ceza Belli Oldu Sıra Yönetimde !





    Mire Chatman'ın merakla beklenen cezası belli oldu. Disiplin Kurulu'nun açıkladığı karara göre Mire Chatman'a tedbir tarihi 16.02.2010'dan başlamak üzere 3 ay hak mahrumiyeti cezası verildi. Açıkcası yasaklı maddenin içeriği açıklanmadan önce çok ağır bir ceza bekliyordum. Açıklanan ceza ilerisi için de ilginç biçimde emsal teşkil edecek. Şimdi sıra ise yönetimde, Her ne kadar yaptığı yanlış da olsa Chatman en zor anında bu takımı yanlız bırakmadı. Gecen sezon Maccabi'nin ısrarlı tutumuna rağmen takımdan ayrılmayarak burada mutlu olduğunu her seferinde dile getirmişti.Yönetimin herkesi şaşırtması dileğiyle ...

    Mire Chatman hakkında alınan detaylı karar açıklamasını buradan okuyabilirsiniz.

    Mithat Demirel'den Basketbol'a Veda !


    Yıllar yılı Almanya Milli Takımın'da rotasyon içerisinde yer alan ve Nowitzki'nin Milli Takım'da en iyi anlaştığım oyuncu diye aksettirdiği gurbetçi oyuncumuz Mithat Demirel basketbol kariyerini noktaladığını açıkladı. Türkiye'de de birçok klupte basketbol oynayan Mithat Demirel basketbolu bırakmasının nedeni ise iki yıl önce yaşadığı göz sakatlığı sonucu sağ gözünün görme yetisinin yüzde ellisini kaybetmesi. Allah acil şifalar versin kendisine her ne kadar Almanya Milli Takım forması giyse de sanki bizden biri gibiydi Mithat, Avrupa Şampiyonasında bize karşı kazandıkları galibiyet sonra yaptığı açıklamada bile mutevaziliğini hiç bozmamıştı. Benim gözümde basketbolun Ergun Penbe'sidir. Umarım en yakın zamanda eski sağlığına kavuşur ve basketbola coach olarak geri donüş yapar.


    Alba Berlinde yaşadığı şampiyonluklardan sonra Alba Berlin tarihinde önemli bir isim olmayı başarmıştı.

    10 Mart 2010 Çarşamba

    Çaykur Rize'den Manchester City'e Uzanan Kariyer


    2 sene önce Çaykur Rize'de oynayan Kolombiyalı kaleci David Gonzalez Man. City'e transfer olmuş. Yakın zaman da yine ben keşfettim muhabbetleri çıkar. Ancak Gozalez deyince aklıma Delgodo'nun belki de Inönü çimlerinde görüp görebileceğimiz en güzel gollerinden biri gelir. Hatırlayanlar bilir topu bir anda sağa çekerek uzak köşeye yani futbol deyimi ile Gonzalez'in uzanamadığı köşeye attığı plase goldu. Ingiltere de bu kaleci tercihlerine de bir türlü anlam veremiyorum. Önce Kingston şimdi de Gonzalez. Nereden bulup getiriyorlar ...

    9 Mart 2010 Salı

    Yine , Yeni, Yeniden ...


    Artık geleneksel hale gelen basketbol da mali kriz yine boy gostermiş ve gelişmeler basına yansımış durumda.

    Beko Basketbol Liginin güçlü ekibi Beşiktaş Cola Turka`da sorunlarbitmiyor.
    Geçen yıldan bu yana süregelen mali kriz bir türlü bitmiyor.Beşiktaşlı oyuncular alacakları ödenmediği için antrenmanlara çıkmama kararı aldılar.
    Siyah beyazlı takım bugün Edirne`de Olin Gençlik ile oynayacağı hazırlık maçına bu sebeplerden dolayı gidemedi.
    Beşiktaşlı oyuncular bir an önce sorunun giderilmesini bekliyorlar.

    Maçın Yıldızı K.A.



    Bellirli bir kural var mı bilmiyorum ama ilk defa boyle ad ve soyadı kısaltılmış şekilde formaya yazdıran gordum.

    foto

    7 Mart 2010 Pazar

    And The Oscar Goes To ...


    Nerede ise son 5-6 senedir eski Oscar havası yaşanmasa da yinede bugün sabaha karşı 3'de 82.Oscar ödül töreni var. Tahminleri de geçmeden olmaz şimdi:)

    Best motion picture of the year: Favorim The Hurt Locker Plase Avatar (totem tammdır ödül senin Inglourious Basterds :) )
    Best performance by an actor in a leading role: Almasını istediğim Jeff Bridges Plase George Clooney
    Best performance by an actress in a leading role: Meryl Streep :)
    Best performance by an actor in a supporting role: Tartışmasız Christopher Waltz
    Best performance by an actress in a supporting role: ----------
    Best achievement in directing: Favorim James Cameron Plase Kathryn Bigelow

    Beş Dakikada Beşiktaş


    Beşiktaş'da Baxter'ın cezası ve Fletcher'ın da sakatlığından ötürü olmaması Beşiktas için maç öncesi özellikle hücum da büyük bir handikaptı. Ancak Likholitov hem sırtı dönük hem de yüzü dönük çok iyi bir performans sergileyerek bu eksiklikleri giderdi diyebiliriz. Iki takım da sezon boyunca hızlı hücumu benimsemiş takımlardı. Aliağa maçın başında hücumda isabetli oynayınca bir anda öne fırladı ancak skorda bir türlü vurup maçı koparamadı. Beşiktaş cephesinde ise ilk yarıyı yenik kapasalar bile hızlı hücuma dayalı oyunundan ödün vermedi ve bunun semerisini de ikinci yarının ilk beş dakikasında almayı başardılar. Ilk yarıyı 38-49 geride kapatan Beşiktas'da ikinci yarının ilk beş dakikasında başta Cevher olmak üzere inanılmaz ritm yakalandı ve Cevher'e savunmada Likholitov ve hucumda da Newley eşlik edince ilk 5 dakikanın skoru 22-4 oluverdi ve maçta da 60-53 ile öne geçen taraf Beşiktaş oldu ve maç boyunca da ara ara frene basarak bu farkı korumasını bildi.



    Maçın başında iki takımda çok tempolu başladı.Özellikle Aliağa'da yüzü dönük uzunlar, Beşiktaş pota altının içeriye gömülmesinden çok iyi yararlanarak hem dışardan hemde yüksek postdan bulduğu sayılar ile skorda öne fırladılar. Aliağa'da özellikle McClinton ve Vukosavljevic performansları Aliağa'yı önde tuttu. Ilk ceyrek'de bu iki oyuncunun basketleri ile 20-8'lik seri yakaladılar ve çeyreği 22-17 önde kapattılar. Ikinci çeyrekte ise iki takım birbirlerine karşı seri yakayarak skorda üstünlük sağlamaya çalıştılar. Beşiktaş önce 7 sayılık ardından da Aliağa'nın 10 sayılık serileri ile Aliağa skorda üstünlüğünü korudu ve periyot sonuna doğru %61'lik yüksek sayılabilecek şut yüzdesi ile 49-38 önde tamamladılar. Iki takımda ilk yarı boyunca hızlı hücümu benimsedi ve savunmada da hep bir telaş içindeydiler hemen topu alıp hücumu düşünen bir yapıdaydılar. Özellikle iki takımda yukarıda ki fast-break hücum düzenine dayalı pozisyonlarda birbirlerine yakalandılar ama Aliağa'nın iyi bir şut yüzdesi yakalayarak ilk yarıda skorda üstünlük sağladı.


    Ikinci yarıda ise Aliağa'nın nerede ise 10 saniyeyi geçmeyen hücumları sayesinde yukarıdaki pozisyonda ki gibi Beşiktaş'a istediği oyun düzeni içerisinde geniş hareket alanı sağladı. Cevher ve Likholitov gibi hızlı uzunları da olunca bu uzunları hücumda ödüllendirmek hiç de zor olmadı. Buna bir de McClinton'ın kişisel yanlış şut tercihleri de eklenince Beşiktas'ın skorda öne fırlaması kaçınılmaz oldu. Özellikle hızlı hücumlarda yakalanan geniş alanda hem Perry hemde Newley'nin Cevher ve Likholitov'u iyi beslemesi, ücüncü çeyreğin ilk beş dakikasında Besiktas'ın 22-4 gibi bir seri yakalamasının başlıca nedenlerindendi. Tabi buna Aliağa'nın Amerika'lı oyuncularının da hiç savunma yapmaması da eklenince Aliağa, ikinci yarının başında oyundan koptu. Periyodun sonlarına doğru ise öğlen vakti Efes Pilsen - Galatasaray maçında izlediğimiz Ender-Kasun Alley-oop'unun bir benzerini bizlere seyrettiren Engin-Likholitov ikilisinin görülmeye değer basketi son periyoda girmeden sanki maçı bitiren basketti. Periyodun sonuna doğru ise Brad Newley'in attığı 5 sayı ile periyodu 32-13 çeyreği de 70-62 önde kapattılar.

    Son çeyreğe ise biraz frene basarak giren Besiktas'da özellikle Perry'nin etkileyici oyunu ile skorda üstünlüğünü korumayı bildi. Çeyreğin başında 6 ve periyot boyunca da 11 sayı üreten yeni transfer Perry takıma çabuk adapte olmuş gibiydi. Aradaki farkı maç boyunca koruyan Besiktas maçı da 97-86 kazanmayı bildi. Maçın geneline bakıldığında iki takımda neredeyse savunmayı hiç düşünmeyen hücumda ise 10-15 saniye arası top kullanan hızlı hücuma dayalı basketbolu benimsediler. Bugun iki takımdan biri diğer takımın ritmini bozmayı deneseydi veya düşük tempoda sete dayalı oyun oynasaydı oyunda üstünlüğü ele alabilirdi. Ama bugün iki takımda birbirlerinin istediği gibi oynadı ve sonuçta hızlı hücumu bireysel olarak değil (Hosley-McClinton) takım olarak oynayan takım salondan galibiyet ile ayrıldı.


    6 Mart 2010 Cumartesi

    Biraz Da Nostalji || Çilli- Bom =))

    Polis Sergen ve Şifo'dan, Eczacı Bulent Uygun ve Bolic'e, Çapkın Moshue'den Kebapçı Alpay'a ve Kasap Recep'den Sertan,Oktay ve Rıza'ya kadar o yıllarda akıllara gelen birçok oyuncu bu klipte boy göstermekte.

    video

    Yes He Can !

    4 Mart 2010 Perşembe

    Zirveye Giden Oyuncu ; Jaycee Carroll


    Ncaa yıllarını sıkca takip ettiğim oyunculardan olan Jaycee Carroll 2008 yazında Draft da seçilemeyince, bu oyuncuyu birçok kişiye bahsettim. Hatta 7 Ağustos 2008 yılında yazdığım yazıda ise bu oyuncunun kesinlikle elden kaçırılmaması gerektiğini ifade etmiştim. Telekom maçının özetini izleyince bir anda eski günleri yad etmiş oldum. Basketbolunu 2 senede inanılmaz geliştirmiş. Ve en önemlisi genç yaşına rağmen çok olgun bir basketbol anlayışı var. 2 sene de Ispanya Ligi takımlarından Gran Canaria takımının en önemli oyuncusu olmayı başarmış. Ve ACB de sayı krallığında 2. sırada yer almakta. Ligde 18.4 Eurocup'da ise 14.5 sayı ortalamaları ile oynuyor. Son olarak da Telekom maçında Ankara'da takımının yine en skorer oyuncusuydu. En yakın zamanda da Avrupa'nın kalburüstü takımlarından birine gideceğinden de hiç şüphem yok.

    2008 yılında ki yazıdan bir alıntı;

    Carroll bu sezon son ana kadar NBA kovalayacagından buyuk bi ihtimal NBDL de yapmak isteyecektir. Ancak bu oyuncuya Avrupa da 2-3 yıllık kontrat imzalamayı başaran klup gercekten ilerisi için cok ust duzey bir sutor takımına katmış olur ...

    3 Mart 2010 Çarşamba

    Linux'de Kernel Upgrade

    Linux'de Kernel güncellemelerinin çok fazla yolları vardır. Bazı yollar saatler alırken bazı yollar da 20-25 dakikanızı almaz. Uzun uğraşlardan sonra bulduğum Linux'de Kernel güncellemelerinin en basit yöntemini (emin olmamakla beraber daha kolay yöntemleri de olabilir) sizlerle paylaşmak istedim. Başta belirtelim ubuntu kullanıyorum.

    1.Adım

    Internet üzerinden Kernel Update yüklemelerini yapalım.



    2.Adım

    (Ucbirim) Terminal’de internet üzerinden yüklediğimiz dosyaların gösterimi.


    3.Adım

    Terminal’de ilk olarak Linux-headers -2.32-020632_2.6.32-020632_all.deb dosyasını kuruyoruz. (dpkg -i ...)


    4-5.Adım

    Daha sonra bolumler halinde yer alan Linux-headers -2.32-020632_2.6.32-020632_i386.deb ve Linux-images -2.32-020632_2.6.32-020632_i386.deb dosyasılarını kuruyoruz. (dpkg -i ...)


    - sudo update grub kodu ile de update i kaydediyoruz.



    6..Adım

    Update dosyalarını kurduktan sonra, uname –a kodu ile yeni güncel sürümünü gösteriyoruz.